toprakbilgi.com

Beğenileri gör

Verilen/alınan beğenileri gör


İletileriniz beğenildi

Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 ... 22
İleti bilgisi Beğeni sayısı
Buğday Bitki Besin Noksanlıkları

Bitkideki noksanlığın ne olduğunu bilmeden, hangi gübreyi vereceğimizi bilme şansımız yok. Kısaca önce teşhis, sonra tedavi yapılacağından bu konu zorunlu oldu lakin malum zaman sıkıntısı nedeni ile gecikti.

Neyse. Geç olsun, güç olmasın.

Öncelikle şunu belirtmek lazım.

1-) Konu ile ilgili Türkçe hazırlanmış adam gibi kaynak yok. Olanlar da fi tarihinden kalma fotokopi kaynaklar. Bu yüzen mümkün mertebe güncel, konu üzerine yapılmış yeni araştırmalara dayanan bilgilerle, ayrıca kendi çektiğimiz fotoğraflar ile desteklenecek bir konu olmasına özen göstereceğiz.

2-) Tüm noksanlıkları tek seferde anlatma şansımız yok. Bu nedenle teker teker, fırsat buldukça, herhangi bir sıra gözetmeksizin, her mesajda bir noksanlık olacak şekilde ele alınacak sorunlar. Lakin her verilen bilgi, ilk mesaja eklenip düzenlenecek.

3-) Sedece noksanlık değil, noksanlık karşısında alınacak kısa ve uzun vadeli önlemler, yani çözümleri de vermeye çalışıcaz.

4-) Her zamanki gibi, konu üzerine uzman arkadaşların katkılarını bekliyoruz.

5-) Noksanlıkların belirtileri bitkilere göre değiştiğinden, bu konuda sadece ‘buğday’ ele almaya çalışacağız.

Konunun sınırlarını çizdik, şimdi başlayalım.


***


‘Buğdayda Kalsiyum Eksikliği’

Öncelikle, ülke topraklarının büyük çoğunluğu kireçli olduğundan çok sık görünen bir problem değildir. Anormal durumlar olmadığı sürece kendini pek belli etmez. O nedenle, sık görülmeyen, görüldüğünde önemsenmeyen, önemsendiğinde ise doğru düzgün bir cevap bulunamayan bir konu olduğundan yetiştiricinin canını gayet sıkar.

Yani biraz kupon bi problemdir.

Şimdi fotoğrafları inceleyelim. Hafif noksanlık belirtileri:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Erken dönem noksanlık belirtileri yakın plan görünüm:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Yukarıdakiler hafif noksanlık belirtileridir.

Sonra ne olur?

Orta noksanlık belirtisi:

5-) Yaprak kurdele misali kendi ekseni etrafında döner:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz
 

Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Bu durum, fotosentez alanını düşürdüğü için verimde kayıplara muhakkak neden olur. Ancak bitki yeşilse ve toprakta yeterli su varsa, o denli korkmaya gerek yok.

Bir belirti de bu noktada ortaya çıkar. Şöyle ki: başak, içinde bulunduğu kından çıkarken, sertleşen boğum nedeni ile zorlanma yaşar. Hatta bazı durumlarda (özellikle kılçıklı tip buğdaylarda) başağın ucunun boğuma takıldığı ve başağın ters ‘U’ şeklini aldığı görülür.

Ayrıca bu zorlanma, başağın şeklinde yada kılçıklı tip buğdaylarda kılçıklarda bozukluğa / bozulmalara neden olabilir.

Örnek:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Önemli hatırlatma: aynı sorun bakır noksanlığında da görüldüğünden karışıklığa neden olabilir.

Peki daha sonra?

Daha sonrası yok.

6-) Şiddetli noksanlık yaşayan buğdaylar aşağıda verilen resimdeki gibi gelişemeden kalır, çok ciddi verim kayıplarına uğrar. Yani gelişme bakımından yukarıda anlattığımız buğdaylar kadar gelişemezler.



Azot noksanlığına çok benzer, ama ayırt edilebilir.

Bir diğer belirti de, buğdayın sap ve yaprak yapısının kırılganlığıdır. Elinize aldığınız yaprak kolayca yırtılır, saplar gervrek bir hal alıp kırılma eğilimi gösterir. Fırtına ve dolu durumlarındaki zarar artar.

Yani şiddetli noksanlığı, tarla son rasimdeki hale gelmediği sürece anlama imkanımız yok gibi. Çok sıkıntılı durumlarda, orta şiddetli seviyeye çıkar. Orta şiddetli seviyenin en belirgin özelliği ise, yukarıda fotoğrafı verilmiş, kurdela şeklindeki yaprakların iç kısımlarında renk açılmaları ve sararmalarıdır.

Bu durum biraz risklidir. Çünkü:

Besin stresi, yeterli gelişim göstermememiş bitkiyi çok erken başağa kalkmaya iter. Eğer bu dönemde iyi yağış alınmazsa, tane doldurma sorunları yaşanır. Bu durum aynı zamanda sap veriminin düşmesine de neden olur.

Özetle belirtilerimiz bunlar.

Peki kalsiyum eksikliği hangi durumlarda gerçekleşir:

– Aşırı azot kullanımı (özellikle noksanlık belirtileri benzediği için büyük bir hata yapıp azota yüklenildiğinde)
– kurak iklim şartları, su stresi
– başlangıçta iyi beslenmiş, bu nedenle kendini yüksek verime göre programlamış buğdaylarda, kalsiyum ihtiyacının pik yaptığı bayrak yaprak dönemi ile başlayarak kın döneminde. Eğer iş orta şiddetli noksanlığa dönerse, çiçeklenme, hatta ve hatta hatta hasada kadar gider.

Nerelerde rastlanır:

– kireççe fakir arazilerde
– kireççe fakir topraklara bir önceki yıl, aşırı kalsiyum tüketen yonca, fiğ, bezelye gibi bitkiler yetiştirildiğinde. (Özellikle bu bitkiler tane tuttuktan sonra, yani geç biçilmişse)
– kış döneminin aşırı yağışlı geçtiği, dolayısı topraktaki kirecin yıkandığı senelerde

Bu durumların hepsinden olabileceği gibi, tek bir tanesinden de kaynaklanabilir.

***

Çözümler:

1-) Kısa Vadede:

– üst gübre olarak CAN (kalsiyum amonyum nitrat) kullanımı.

– Çok etkili bir çözüm değil ama stresi hafifletmek için yapraktan kalsiyum nitrat uygulanabilir.

Çevrenizdeki bayilerde araştırın. Bulabilirseniz dekara 300-400 gr ‘kalsiyum nitrat’ı suda eritip (çok kolay erir) ilaç makinası ile atarak sorunu hafifletebilirsiniz.

Not 1: bahsedilen gübre 26 ‘ lık can değil. Yani ‘Kalsiyum Amonyum Nitrat’ değil. ‘Kalsiyum nitrat’
Not 2: içerisine azot dışında başka hiç bir şey karıştırmayın.

Bulamazsanız:

Gübreyi kendimiz yapıcaz.

En yakın nalburda gidin ve ‘kalsiyum oksit’ isteyin. Tabi ‘kalsiyum oksit’ derseniz yüzünüze garip garip bakarlar. Bunun için, maddenin diğer adı olan ‘sönmemiş kireç’ ifadesini kullanmak işiniz hızlandırır.

Bu sönmemiş kireç, kalsiyum nitratın içindeki ‘kalsiyum oksit’ ile aynı şeydir. dekara 100-200 gr gelecek şekilde yapraktan uygulayacağız. Ama madem gübre üretiyoruz, kalsiyum nitrata benzemesi için hakkı ile çalışalım. Bunun için:

Kireci suda erittikten sonra içine, dekara 200 grhesabıyla 33 ‘ lük nitrat ekleyin. Amonyum takviyeli %100 suda erir kalsiyum nitrat gübremiz hazır. Bu arada, kalsiyum bir çok besin elemnti ve ilaç ile antagonsitktir (geçimsizdir). Bu nedenle yaprak uygulaması sırasında başka bir besin elemti ya da ilaç ile karıştırmamaya özen gösterin.

Afiyet olsun.

– kısa vadede yapılacak bir diğer şey ise, (eğer imkanınız varsa) sulama yapmak, imkanınız yoksa yağmur duasına çıkmak. Su alımı noksanlık stresini azaltır.

– noksanlık erken farkedilirse, son gübrelemede 33 ‘ lük yerine 26 ‘ lık nitrat, yani içerisinde kalsiyum bulunan CAN kullanmak.

– Kısa vadede yapılacak son hareket de magnezyum beslemesidir. Magnezyum, kalsiyumun semptomlarını hafifletir ama kesin çözüm değildir. Bunun için, eğer bulabilirseniz ‘Kalsiyum Magnezyum Nitrat’ gübresi gayet iyi bir seçenek.

Dikkat!: kalsiyum nitrat içine ‘magnezyum sülfat’ karıştırmayın.

Çünkü kalsiyum ile sülfatı birleştriğinizde, direk ‘kalsiyum sülfat’ yani ‘alçı’ yapmış olursunuz  Bu durum, bitkinin kalsiyum alımını azaltır.


2-) Uzun Vadede

– Koyun gübresi: kalsiyum bakımından çok zengindir. Içerisinde 1000 ‘ de 5 kalsiyum barındırır. Dekara 3 ton verdiğinizde, net 15 kg saf kalsiyumu toprağa kazandırırsınız. Yani (mahsüle göre değişmekle birlikte) 3 yıl yetecek kireci toprağa vermiş olursunuz.

Koyunlar, süt verimi düşük olduğu için aldığı gıdalardaki kalsiyumu büyük oranda gübresine aktarır.

Koyun gübresinden sonra kalsiyum bakımından zengin olan gübreler at ve eşek gübreleridir ama zor bulunur. Burada dikkat edeceğiniz nokta, ‘az süt veren’ hayvanların gübrelerini kullanmaya çalışmak. Bu yüzden inek gübresi listenin sonunda yer alıyor.

– Azotlu gübreleri mümkün mertebe ‘CAN’ olarak vermeye çalışmak. Bu uygulamayı uzun yıllar tekrarlamak (maliyetli bir çözümdür)

– Tarım kireci uygulaması (mermer tozu da olabilir) gübre kovası ile, analizede belirtilen miktarda saçıp karıştırın.

– Uzun vadeli son çözüm ise kireççe zengin olan bir tarladan, bu tarlaya toprak takviyesi yapmaktır. Bol kireçli bu toprak, romork ile sorunlu tarlaya dökülür ve yayılır. Hayvan gübresi atmak ile aynı iş.

Dekara 1 ton %5 kireçli bir toprak karıştırsanız, dekara 50 kg kireç takviyesi yapmış olursunuz. Zor gibi görünse de, en ucuz ve etkili çözümlerdendir.

Neden?

Şu an kepçeciler, bir traktör römorkunu 20 liraya dolduruyor.
1 romork toprak 4 ton gelse ve bu toprakta %5 kireç olsa,

’20 lira + nakliye’ karşılığında 200 kg kirec satın almış oluyoruz. Ki bu kadar kireç duruma göre 4-5 dekar alana yeter.

Bundan daha ucuz maliyetli bir çözüm bulamazsınız.

Kirecin yanında bu toprakla gelen bir çok besin de eşantiyon oluyor. Ayrıca tarlanızdaki toprak artıyor. Her yönden avantaj.

Bu konuda tek önemli nokta, kireççe zengin ve kaliteli bir toprak bulmak. (Son ip ucu: taban arazilerde yapılan inşaatlarda, temel kazmak için çıkartılan topraklar bu iş için bitirim. Üstelik müteahiti kafalarsanız yüklemeyi bedava getirebilir, üç-beş kuruşluk nakliye masrafı ile sorunu çözersiniz)

Not-1: alacağınız toprağı mutlaka tahlil ettirin.

Not-2: Analizlerde kalsiyum için 2500 ppm alt sınırdır.

Kalsiyum noksanlığı hakkında söylenecek temel noktalar bunlar. Kısaca altından kalkılamayacak bir sorun değil. Yeter ki toprağınızı sevin.

Diğer noksanlıklara da, yine bu başlık altında (zaman buldukça) değinmeye çalışacağız.



Ağustos 16, 2016, 23:08:37
5
Ynt: Buğday Bitki Besin Noksanlıkları İkinci ve en önemli konumuz:

Buğdayda azot eksikliği:

Buğday, her 100 kilogram verim için 2.2 kg azot, 1 kilogram fosfor ve 2 kilograma yakın potasyum ister.

Bu cümleden da anlaşılacağı üzere, buğdayın en çok istediği, olmazsa olmazı olan besin "azottur".

Şimdi bu konuya ilginç bir bilgiyle giriş yapalım. Aşağıdaki 2 resim 1938 yılından 2015'e kadar ülke çapında ortalama verimlerimizi gösteren tmo'dan alıntı bir tablo:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Bu tabloları niye verdik?

Eğer tabloları dikkatlice incelerseniz, buğday veriminizin 1970'lere kadar 100-120 kg/da civarında olduğunu, ama bu tarihten itibaren viagra almış gibi fırladığını ve günümüze kadar tam 3 katına çıktığını görebilirsiniz. İşin ilginç yanı ise bu artışın sadece bizde değil, tüm dünyada geçekleşmiş olması.

Peki bu tarihte ne oldu?

İnsanoğlu, azotun verim üzerindeki etkisini keşfetti. Bu kadar basit.

Özet olarak toprakta, bitkinin ihtiyacı kadar azot bulunmuyordu ve dışarıdan azot desteği yapmak tek kelime ile verimi uçuruyordu. Insanoğlu bunu keşfetti.

Tabi insanoğlu rahat durmadı.  Verime yaptığı etki yüzünden deli gibi azota yüklenmeye başladı. Sanki bitkinin tek ihtiyacı olan şey azotmuş gibi bilinçsiz azot kullanımı ayyuka çıktı. Hali ile Hastalıklar, toprağın tembelleşmesi/zayıflaması, çoraklaşma, organik madde kayıpları vs aldı başını gitti lakin bu faklı bir başlık konusu.

***

Dönelim konumuza. Bitkide azot eksikliği nasıl saptanır?

Cevap çok basit: "bakarak"

Bitkide eksikliği en bariz şekilde anlaşılan besin elementlerinden biri azottur. Çünkü bitki, protein üretiminde doğrudan azot kullanılır. Yani azot yoksa, gelişim de yok.

Bu durumu anlatan güzel bir animasyon var ama ios uygulamasına gömülü olduğundan paylaşma şansım yok. Ben de sıralı olarak resimlerini koyuyorum:

1-)



Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz



Buğday topraktaki azotu alıp çimlenme ve kardeşlenmede kullanır. (tabi toprakta azot varsa) Sürekli olarak bitki için ihtiyaç duyulan azotun 1/3'ünün ekimle ya da ekim öncesi verilmesi gerektiğini söylememizin nedeni de bu. Azot yoksa çıkış zayıf, kardeşlenme düşük.

Ayrıca bitki çok küçük olduğu için bu dönem verilen azot, yatma yada hastalık gibi sorunlara neden olmaz. Mis gibi  sıkıntı olursa sadece yabacı ottan meydana gelir (ki onun da çaresi var)

Not: taban gübrelerinin tamamında amonyum azotu kullanılır. Bu azotun topraktaki ömrü ortalama 1.5 ay civarı.

İşte sorun burada meydana gelir ki tam olarak şudur: Tabana verilen amonyum azotu, bitkinin en ihtiyacı olan kardeşlenme dönemini göremez. Bitki tarafından alınır, yıkanır ya da buharlaşır ama göremez. Üstüne ilk üst gübre de şubat ayına bırakıldığında, yandı gülüm keten helva. En hayati dönem olan kardeşlenme döneminde bitki aç geçirir ve kardeşlenme düşer. Özellikle de bu yılki gibi ılıman senelerde. Bu işin 2 çözümü var:

I-) ekim öncesi tabana 6-10 kg arası üre saçmak. (Taban gübresi niyetine değil, taban gübresinin azotunu artırmak için ek olarak) Çünkü üre azotunun dönüşümü geç olacağından toprakta kalma süresi 3 aya kadar çıkabiliyor.

II-) Aralık ortasında (toprağın durumuna göre) AS yada CAN ile ön tedbir almak. (Üç Anadolu için AS, Trakya için CAN)

Bu iki çözümden biri dahi düzgün bir kardeşlenme için faydalı olacaktır.

2-)



Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz



Bu ikinci resim çok önemli. Çünkü dikkatli bakıldığında, bitkinin sapa kalkar kalmaz Başak çıkardığı görülüyor. Bu başak yanlışlıkla çizilmiş bir ayrıntı değil, kasten konmuş bir uyarı. Çünkü bitki sapa kalktığı an, iç kısımda olan Başak taslağı hazırlanmış, diğer bir değiş ile vereceği verim büyük oranda bellirlenmiş oluyor.

DİKKAT!

Bayrak yaprak yada kın dönemi değil. Sapa kalkımla iş bitiyor. Özetle aklınızda yer etmiş klasik azot gübrelemelerini unutun. Bu tarihten sonra yapacağınız gübrelemeler belli oranda verim artışı sağlarken daha çok kaliteye yönelik uygulamalar oluyor. Buğday bakıyorsak elimizi çabuk tutmamız gerekli. Çünkü bayrak yaprağa gelmiş bir bitki, toprakta azotu hazır ister. Sizin azotu vermeniz, yağmurun yağması, gübrenin erimesi, amonifikasyon ve nitrifikasyonla yarayışlı forma dönüşmesi, köke ulaşması, bitkinin bunu alması..... uzun hikaye. Buğday size: "Bana bi azot lazım, o da bu gece lazım" diyor o an. Siz daha yeni gübre atıyorsunuz 

3-)



Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz



Geldik bayrak yaprak ve kın dönemine. Bu dönemde azot döngüsü en yüksek hıza ulaşmış. (Sizin çok önceden attığınız ve yarayışlı haldeki!) azot büyük bir hızla yapraklara taşınıyor. Tabi varsa. Bu dönem bitkinin en hızlı geliştiği dönem. Potasyum, kalsiyum ve magnezyum kullanımı da tavan halde (tabi onlar da zamanında atıldıysa ve varsa).

4-)



Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz



Şimdi geldik zurnanın zırt dediği yere: Çiçeklenme. Çiçeklenme dönemi, bitkinin toprakla işinin bittiği dönem diyebiliriz. Bu noktadan sonra bitki alacağını almış, vereceğini vermiştir. Bu dönemde topraktan besin alımı durur. Tövbe kapısı kapanır anlayacağınız. Kın dönemine kadar topraktan ne verdiyseniz o. Bundan sonra atılacak gübre büyük oranda ziyan olur. Bitkinin şu ana kadar aldığı tüm besinler yeşil aksama eşit olarak dağıtılmıştır. Yani bu noktada protein her yerde.

Not: Hayvancılık yapanlar için bir uyarı, buğdayı (ya da herhangi bir bitkiyi) ota biçecekseniz, bileceğiniz zaman tam olarak bu dönemdir. Çiçeklenme ortası. Çünkü saptan yaprağa, başaktan kılçığa bitkinin her yerinde protein eşit seviyelerdedir. Bu Zaman biçilen bitkiyi hayvan yemelere doyamaz. Bu arada "bizde gübre geç atılır" diyenlere bir bilgi, geçe kalan toprakta kalır. Bu kadar basit.

Peki bu noktadan sonra ne oluyor?

Bakalım:

5-)


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Süt olum evresi. Hani az önce demiştik ya, çiçeklenmeye geldiğimizde bitkinin toprakla işi bitiyor diye. Peki başak daha dolmadı? O iş nası oluyo? Diye merak edenler için:

Bu noktadan sonra bitki, tüm vücudunda bulunan proteini başağa toplamaya başlıyor. Yani bu noktaya kadar var gücü ile sap ve yaprak kasan bitki, bu noktadan sonra azot olarak alıp proteine dönüştürdüğü, sonra da tüm vücuduna yaydığı proteini başağa topluyor. Bu döneme kadar bitki ne kadar büyürse, ne kadar gelişirse, ne kadar dal budak yaparsa, verim de o derece fazla oluyor Aynı zamanda başaktaki protein de o kadar artıyor.

İşte tam bu noktada bir hile yapma şansımız var: "yapraktan azot takviyesi"

Az önce söyledik. Bu aşamada topraktan yapılacak hiç bir işlem işe yaramaz. Ama yapraktan yapılacak (500gr/da üre gibi) bir azot gübrelemesi, yapraktaki protein oranını hızlıca artırıyor. Çünkü bitki yapraktaki proteini seve seve taşımak zorunda. Gider ayak takviye yapıyoruz bu şekilde. Sonuç: tanedeki proteinde "en az" yarım puanlık artış (ki bu tonda 45-50 liralık fiyat artışı demek)

Bu nedenle çiçeklenme biter bitmez yapraktan azot uygulamamız, kalite açısından hayati öneme sahip. Almanya ve İngiltere'de bu iş öyle bir hale gemiş ki, Çiçek sonrası yaprak uygulaması bizdeki üst gübreler gibi standart. Ondan sonra gelsin 14 protein, gitsin 14,5 protein. Elin oğlu zehir gibi

Ayrıca bu dönemdeki buğday, ununu eleyip eleğini asmış olduğundan herhangi bir yan etkisi / riski de yok. Azotu yedikten sonra tekrar yeşerip yatacak hali yok yani

6-)



Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz



Tane olum döneminde azot taşınmaya devam ediyor. Ta ki:

7-)



Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz



Bitki ölene kadar. Başak bu taşınım esnasında "başımın gözümün sadakası olsun" diyerek çok az bir miktar proteini yaprak kısmında bırakır. (Aslında onu da bırakmayacaktı da, ömrü el vermiyo  )

Bu sapta kalan çok az miktardaki proteinin tamamı (taşınması zor olan) yapraklarda kalır. Eğer bu yapraklar biçerdöverin batöründen tek parça kurtulursa, üstüne sapı haşbaysız bağlatırsanız, belki bir umut hayvanlarınızın önüne ulaşır ama bence çok da şeetmemek lazım)

***

Bu noktaya kadar muhabbetle karışık buğdayda azot döngüsünü gördük. Çaktırmadan araya kakaladığım bilgiler için kusura bakmayın.

Ağustos 16, 2016, 23:37:20
4
Ynt: Buğday Bitki Besin Noksanlıkları Şimdi geldik asıl noktaya:

"Azot eksikliğinin semptomları (belirtileri)"

Bir saattir anlattığımız üzere azot bitki bünyesinde gezen bir element. Yani sürekli oradan Oraya taşınıyor. Peki bu bilgi ne işimize yarayacak?

Çok basit. Bitki toprakta azot bulamadığı anda, yaşlı yapraklardaki azotu alıp (hadi kızancıklarım şimdilik idare edin" diyerek genç yapraklara taşıyor. Hali ile ilk noksanlık belirtileri, azotu elinden alınan yaşlı yapraklarda (özellikle de uç kısımlarında) görülüyor.

Peki Nasıl görülüyor?

Aynen şöyle:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Yukarıdaki resim para gibi bir azot noksanlığıdır. Üstteki yeşil yaprak azot bakımından tok iken, alttaki şiddetli noksanlık çekiyor. (Üsttekinde de inceden potasyum eksikliği başlamış ama konumuz o değil )

Peki azotun yeşil renk üzerine etkisi var mı?

Elbette var.

Hatırlarsanız (7. Sınıf Fen bilgisi dersi)  bitkilerde solunum hücrelerini meydana getiren klorofil isimli yeşil renkli bir madde vardı. Bu klorofil ne kadar çoksa, bitki o kadar iyi solunum yapıyor (nefes alıyor) ve o kadar yeşil görünüyor, o kadar çok geçişiyor ve doğal olarak o kadar fazla verim yapıyor.

İşte bu klorofil merkez atomu magnezyumdur. Kendisi şöyle bişi:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Madem biyolojiye daldık, dibine kadar vuralım. Aha, bu da klorofilin yapısı (tam merkezindeki magnezyum atomuna dikkat! Kısaltması "Mg")


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

İşte bu klorofilin oluşabilmesi için ilk işlem, magnezyum'un azot atomları ile birleşmesidir. Yukarıdaki resme tekrar baktığınızda, magnezyum atomunun N harfleri ile (yani azot atomları ile) çevrelendiğini görebilirsiniz. (Birleşmeleri esnasında katalizör olarak Demir kullanıyorlar)

Fazla detaya indik. Toparlayalım.

Bitki azota toksa "yeşildir". İşte bu mantıktan hareket eden akıllılar, sadece yapraktaki yeşil rengin tonunu ölçme mantığı ile çalışan azotölçer'ler yapmış ve yeşil rengi ayırt edemeyen çiftçilere deli paralara satmaktadır. (Sanki renk bozukluğu sadece azot noksanlığından kaynaklanıyormuş gibi)

Özetle bitkinin yeşil rengi, azotu alıp alamadığı hakkında yeterli bilgiyi verir bize. (Topraktaki azot miktarını değil. Sadece alıp alamadığını)

Peki azot noksanlığında başka ne oluyor?

Alt yapraklar uç kısımlarından başlayarak sararmaya / kurumaya başlıyor:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Başka?

Gelişemeyerek çalımsı bir görünüm alıyor:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Kardeşlenme çok ciddi şekilde düşüyor:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Başka?

Bitki büyümüyor. Boy yapmıyor:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Hali ile protein, başak boyu ve verim korkunç şekilde düşüyor:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Azot noksanlığı görüldüğü üzere çok bariz şekilde farkedilebilir bir eksiklik. Bitkinizin yaşlı yaprakları uç kısıklarından merkeze doğru sararıyorsa, eksiklik var denektir.

Bu noktada hatırlatılması gereken bir ayrıntı var. Azot noksanlığı, potasyum noksanlığı ile bazen karıştırılır. Oysa ikisini ayırmaya yarayan çok basit bir detay vardır: "yaprak uçlarındaki kurumanın şekli"

Şöyle ki potasyum eksikliğinde yine yaşlı yaprakların uçları sararır ve kurur ama bir farkla: "potasyum noksanlığında yaprağın ucundaki kuruma V şeklinde, yani yaprağın kenarlarında iken azot noksanlığında uçtan içe (yaprağın göbeğine) doğru bir kuruma olur. Ayrıca yaprağın tamamında bir renk kaybı vardır". Resimlerde kuruma şekline bakarsanız farkı anlarsınız:

Potasyum noksanlığı:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Azot noksanlığı:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Azot üzerine daha çok söylenecek şey var. Samimi olarak söylüyorum çok kabaca değindik konuya. Daha detaylı bir anlatım yapma niyetim vardı ama gübreleme vakti geçtikten sonra yapılacak bir anlatımın hiç bir önemi kalmaz. "Tavşan kaçtıktan sonra al o tüfeği...." atasözünde bahsedildiği gibi.

Fırsat buldukça ekleme yapmaya çalışacağım.

En son olarak, günün anlam ve önemine binaen hazırladığım (buram buram reklam kokan) bir video ile konuyu noktalayalım:

Tüm çiftçilerin bereketli bir gübreleme sezonu geçirmesi dileğiyle:



[/QUOTE]


Ağustos 16, 2016, 23:39:45
3
Erken Gelişen Buğday İçin Uygulama Önerileri Arkadaşlar bu konu buğday gelişimi genel seyrin 1-1,5 ay ilerisinde olan yetiştirici arkadaşları ilgilendiriyor.

Yılın ılık ve yağışlı geçmesi nedeni ile bazı seneler, özellikle hububat gelişimleri, normal gelişim dönemlerinden ileride seyretmekte. Bu durum, başta kardeşlenmenin artması ve bitkinin yeşil aksamı olarak olması gerekenden hızlı gelişim göstermesine neden olur.

Bu durum (iyi bir besleme ve hastalık mücadelesi ile) güzel bir verim potansiyeli sunarken bitkinin "hastalıklara ve yatmaya karşı dayanıklılığı" önemli ölçüde "azaltıyor". Bunun en basit kanıtı da, rüzgarlı ve soğuk iklim şartlarının neden olduğu yatmalar olarak gösterilebilir. Çarşambanın gelişi perşembeden belli.


***


Peki kardeşlenmenin fazla, gelişimin hızlı olduğu ılıman senelerde ne yapmak gerekiyor? Hızlıca maddeler halinde yazalım:

1-) Öncelikle buğdayınız ya da arpanız erken dönem yattı ise şanslısınız. Neden?

a. Erken dönem meydana gelen bir yatma, herhangi bir verim kaybına neden olmaz. Gelişimi toparlaması için uzun bir zaman var önünde. Başaktaki bir buğdayın yatması ile kıyaslarsanız farkı anlaşılır.
b. Bu durum, buğdayın kendisinin de tehlikenin farkına varmasına neden olur. Gelişimini programlar.
c. Yatma nedeni ile boya gelişim yavaşlayıp gök gelişimi hız kazanır. Yani buğday tekrar yatmamak için kökü güçlendirerek avantaj elde eder.

2-) Sık buğdayın en büyük problemlerinden biri hastalık riski. Özellikle mantari hastalıklar bayılır bu ortama. Bu yüzden özellikle ilaç seçiminde kaliteli markaları ve sistemik etkili ilaçları tercih etmeye özen gösterin. Erken gelişim maalesef ucuz atlatılacak bir şey değil.

3-) Bitkinin yatmaya karşı mukavemetini artıracak en iyi silahlardan biri olan "yapraktan potasyum takviyesi" uygulayın. 3 kez 400g/dekar potasyum uygulanıp da yatan bi buğday görmedim. Potasyumun hastalıklarla mücadele konusundaki başarısını da göz önüne alırsanız, bu durum önemli avantaj kazanmanıza neden olur.

4-) Son üst gübre olan nitrat gübrelemesinin miktarını azaltın. Hesaplama ve atım yaparken kılı kırk yarın, gerekirse atmayın. Böyle bir senede nitrat gübresine yüklenmek, çok tehlikeli bir hareket.

5-) Son nitratın azaltılması ile ortaya çıkacak kalite kaybını, süne ilaçlaması sırasında yapraktan yapacağınız üre takviyesi ile bir nebze olsun tolere edebilirsiniz. Aksi halde protein oranlarınızda ciddi düşüşler yaşanabilir.

6-) Eğer buğdayı izsiz ekildi ise, iz yapmanın tam sırası. Bu izler mahsulün hava almasını sağlayarak hastalık riskini azaltır. "Aman çiğnemeyim, aman iz olmasın" derken hepsini kaybetme riskiniz doğabilir. O ilaçlama izleri bu tarz senelerde bitkinin havalanmasını sağlayarak tahmininizden fazla fayda sağlıyor.

7-) Tarlaları kontrol etme sıklığınızı artırın. Böylece anormal bi durumda müdehale etme şansınız olur.

8-) Birden çok kez hastalık ilaçlaması (örneğin 2 kez pas atmaya) şimdiden hazırlıklı olun. Bu tarz senelerde hastalık birden ilerliyor ve herkes ilaca yükleniyor. Sonuç olarak ilaç bayilerinde (hatta toptancılarında) fungusitler tükeniyor. (3 yıl önce yaşandı). İlaç bulamama durumu ile karşı karşıya kalmamak için gerekli tedbirleri şimdiden alın.

9-) Sık buğdayın su tüketimi çok yüksektir. Sulama şansınız varsa, "buğday sulanır mı kardeşim" demeyin, hazırlıklara başlayın. Birden meydana gelecek bir kuraklık gübre atmasanız bile buğdayın yanmasına neden olabilir. Tedbiri elden bırakmamak lazım. Siz niyeti kış tutun, yaz çıkarsa bahtınıza. Zararınız olmaz.

10-) Özellikle verim potansiyelinin yüksek olduğu senelerde, (nedendir bilinmez) dolu ve fırtına riski de ortaya çıkıyor. Dolu yada fırtına ile mücadele etme şansınız yok ama afet gerçekleşmeden önce alabileceğiniz tedbirler var. Ki bunların başında sigorta geliyor. Tamam, paranın tamamını vermiyorlar. Tamam, mükemmel bi çözüm de değil ama en azından bir tedbir. En kötü ihtimal alacağınız darbeyi azaltır. Sigorta sırasında verim beklentinizi yüksek göstermeye ve işlemi olabildiğince erken zamanda yapmaya özen gösterin. Meteoroloji fırtına uyarısı verdikten sonra (nedendir bilinmez) bazı sigorta acentelerinin sistemleri bozuluyor.


Özet olarak doğru ve dikkatli bakımla verim rekorların alınabileceği ama bir kaç hata ile büyük kayıplara uğranabilecek, riskli bir yıldır erken gelişim yaşanan seneler.

NOT: Yukarıda yazılanlar şahsi tahmin ve öngörülerden ibaret olup tavsiye niteliğindedir. Dikkate alıp almama okuyanın inisiyatifinde olup bağlayıcılık içermez.

Herkesin bereketli bir sezon geçirmesi dileği ile..[/QUOTE]

Ağustos 17, 2016, 00:01:41
8
Greenseeker (azotölçer) İncelemesi ve Buğdaylarından Görüntüler Hani sende bu yıl buğday yoktu, diyenleri duyar gibiyim. Evet yok. Ama gübreleme programını beraber yaptığımız, Hayrabolu'nun önde gelen çiftçilerinden, aynı zamanda sitemizin üyelerinden Tuncer Başoğul'un buğdayları var. Bu pazar hem azotölçer olarak tabir edilen Greenseeker'ın denemesi, hem de onun buğdayları dolaşmak içim düştük yollara.

Evet, fena çamur vardı. Evet, traktörü çok fena çamura buladık ama çiftçilik damarımız tuttu. Bi ara traktörün arka tekerler Ada'm akıllı çakıda sardı ama ağır ağır kurtulduk.

Önce buğdaylardan bahsedelim biraz. Tamamı sözleşmeli tohumluk ve kasımım ilk haftası, 20 kg civarı timak'la ekilmiş. Taban gübresindeki azotun yetersiz olması ve arazilerin büyük çoğunluğunun kireççe zayıf olmasından dolayı, 2 Ocak tarihinde dekara 15-22 kg arasında CAN kullanıldı.

Hatta o uygulamanın videosu bile var



(Şimdi izledim de, baya baya toprak görünüyormuş. Valla koymasam daha iyimiş )

Arkasından gelen soluk ve sert havalar, bitkiyi kök gelişimi ve kardeşlenme itti. Azığı da olunca yanında.. Şu an gelişim ve kardeş durumu olarak tam istediğimiz seviyede:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Bu arada kök gelişimi, tahmin ettiğimden daha da iyi. 1 ay önceki uygulamada, toprak kuru olmasına rağmen istediğim buğdayı istediğim gibi sökebiliyordum. Şimdi toprak ıslak olmasına rağmen sökemedim. Kök boyu 12-16 cm arası. Yani bitkinin yüzeydeki boyundan fazlası aşağıda var. Şöyle anlatayım, aşağıdaki buğdayı, 5-6 denemeden sonra sökebildiğim bir kök. Çıkmak yerine kopuyorlar.


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Kardeş durumu ile ilgili şu resim uygun. Hali hazırda 3-4 kardeş teşekkül edilmiş durumda. 5. Kardeşleri gösterenler var ve devamı geliyor.


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Bu arada yapraklardaki lekeler gözünüze çarpmıştır. İşte ayçiçeği için o çok beğendiğimiz intervix var ya, işte onun nanesi. Tuncer Abi ile tek anlaşamadığımız yer burası. O, attığı yerlerden 50 kg fazla aldığını söylüyor, ben de hiç merak etmemesini, o 50 kglık farkı buğdayda geri iade edeceğini. Bugün söylediğim gibi, toprak çöl olasıya kadar devam. Durmak yok, ilaca devam!

(Kullanmayın arkadaşlar)

Aklıma gelmişken, aşağıdaki fotoğraf da gözüme çarpan bir tarla. Biz azot sanıyorduk ama sonradan öğrendiğimize göre intervix fitotoksisitesi:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Küçük bir örneği Tuncer Abi'mizin tarlasında da mevcut. İlaçlarken 1-2 saniye beklemişler ve sonuç aşağıda. 3-4 sene kendine gelemeyecek o bölgedeki toprak:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Biraz daha yakından (tehlikenin farkında mısınız?)


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Şimdi de tarlaların geneline bakalım. Aşağıdaki tarla 250 dekar tek parça. Kumsal yapılı bi arazi olması ve hatalı gübrelemeler sonucu +500 kg görmemiş bir tarla. Eğer 500'ü geçerse, Tuncer Abi'miz bi kat takım elbise alacakmış (onun da şimdi haberi oldu)


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Ben şimdiden takım içim marka düşünmeye başlayayım.

Bu arada ufak bir not. Bizim ilk gübreleme sırasında gelişim olarak bizimkinden ciddi şekilde önde olan komşu tarla çözüme çarptı. Gübrelemede biraz geç kalmak ve sonucu:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Bunlar da diğer tarlalardan karşılık:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Şu fotoğraf çok ilginç. Arkadaki arpa tarlası ile aradaki renk farkı görülmeye değer:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

***

Şimdi gelelim greenseeker marka azotölçer'e. Bu aletin işlevi, en basit hali ile tarladaki bitkinin azot ihtiyacını ölçmek. Yani yapan o amaçla yapmış.


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Baştan söyleyim, renk körü çiftçiler için faydalı bir buluş. Tarlanın rengine bakıp (sanki rengi belirleyen tek şey azotmuş gibi) bitkinim azot durumunu rakamsal olarak ifade ediyor. Fiyatı 750$'dan 500$'a düşmüş. Dediğim gibi, yeşil rengin tonlarını ayırt edemeyen çiftçiler için oldukça başarılı.

Peki nasıl çalışıyor?

Kullanımı çok basit, tetik benzeri bir düğmesi var ve mahsüle bel izasından tutup Ateş ettiğinizde, ekranda 0 ile 90 arasında rakamlar beliriyor. Rakam ne kadar fazlaysa, bitki o kadar azotu almış. Bizim denemelerde en yüksek rakam olarak 75'i gördük. Ortalama 55-65 arası rakamlar görüyor. Tarla yüzeyinde toprak varsa şaşıyor. Çok yüksek yada alçaktan ölçerseniz yine şaşıyor. Benim tahminim bayrak yaprak döneminde başarılı ölçümler yapabileceği yönünde ama ondan öncesi (yani toprak göründüğü müddetçe) çok Güvenilir değil.

Mesela John Deere 5105'in kaputunda yaptığımız denemelerde, aşırı azot noksanlığı çıktı. Mazot deposuna Tuncer Abi görmeden 1 avuç 33'lük nitrat attım. Motorun seste değişim oldu ama ölçüm rakamları değişmedi.


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Tarla kenarındaki karaçimler, kapının önündeki yeşil saban ve muhtelif bitkilerde yaptığım denemeler sonucunda (en azından erken dönem azot ölçümlerinde) çok da güvenilir bir alet olmadığına kanaat getirdim. Göze itimat etmeye devam.

Şimdi sırada ne var?

Üre, ot ilacı ve akabinden yaprak gübreleri geliyor. Hatta yaprak gübreleri hazırlanmış durumda. O kadar arazinin gübresi, sadece 1 günde hazırlandı üstelik. Bidonlarda kuzu gibi yatıyorlar:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Buğdaylarla ilgili gelişmeleri dolaştıkça bu başlık altında paylaşma niyetim var. Okuyanlara selametle.

Herkesin üst gübresi bereketli olsun..


Ağustos 17, 2016, 00:04:46
1
Tarımsal İlaçlarda Karışabilirlik Durumu
Karışabilirlik durumu çok nüans ve sağlam kimya bitkisi isteyen bir konu.

Çünkü her ilacın içindeki etken madde farklı olduğu gibi bu maddenin diğer kimyasallara karşı göstereceği tepki de farklı. Konuya bir de ana maddenin yanındaki ek maddeleri ile ortam değişkenlerini katınca iş çığırından çıkıyor.

Bu maddeler arasında birbiri ile asla karıştırılmaması gerekenler olduğu gibi birbirlerine 'antagonistik' (birbirlerinin faydasını sönümleyen) maddeler de mevcut çünkü.

Kısaca uzman bir kimyager, yada kimya üzerine iyi eğitim almış biri değilseniz, kimyasal ilaçlar ve karışabilirlikleri üzerine hiç kafa yormayın. Boşa zaman olur.

Bugün iş öyle bir konuma gelmiştir ki, birbirleri ile ilişkileri ve bu ilişki sonrası bitkinin vereceği reaksiyonun hesaplanma olasılığı olmayan çok sayıda madde var piyasada. Bu nedenle, ilaç firmaları dahi, sattıkları/ürettikleri ilaçların karışabilirliğini net olarak kestirmiyor. Çünkü ne işe karıştırılabileceğini bilmiyorlar. Binlerce madde var.

Tüm ilaçların üzerindeki karışabilirlik ibaresinin karşısında: 'siz yine de görsel karışım testi yapın' yazmasının sebebi de budur. Durum çok acıdır, Çünkü karışım hakkında 'çok sınırlı' bilgi veren bu testi doğrudan size firma öneriyor

Bu noktada ısıdan neme, topraktaki maddelerden bitki türüne kadar her değişkende farklı sonuçlar verebilecek olan bu karıştırma işlemi ve bu işlemin bitki üzerinde doğuracağı netice, sadece deneme yanılma yoluyla net olarak saptanabiliyor.

Ziraat mühendislerinin belki de en nefret ettikleri soru olmasının sebebi de bu

Sizin 'bunlar karışır mı?' diye sorduğunuz o masum soru aslında:

'A ilacının içersindeki x,y ve z maddelerinin, B ilacının içerisindeki k,t,s ve z maddeleri ile ... oranlarında, ... sıcaklıkta, ... yöntemiyle, ... miktar suda karıştırılması ile elde edilecek karışımın, analiz sonuçları ... şeklindeki toprakta yetiştirilmiş ... dönemindeki ana mahsul ... bitkisine ve tarlada istenmeyen, isimleri aşağıda listelenmiş 18 tane yabancı ota olan etkileri tam olarak nelerdir?' diye sormuş oluyorsunuz.

Eğer bir çiftçi olarak uzmanlaşmak ve bilgilerinizi geliştirmek istiyorsanız, bence en doğrusu tercih, bitki besin elementleri . Şu anki bilgi birikimimize de uygundur. Zaten epi topu 10-12 tane önemli element mevcut. Bunların karışımları ve bitki sağlığındaki görev ve etkilerini öğrenmek hem daha kolay, hem de daha faydalı olur.

Özet olarak ilaçların karışabilirliğini en iyi bilen kişiler, karışım testi uygulayan çiftçilerdir. Çünkü edindikleri bilgi denenmiş kesin bilgileridir. Sonuçları "gözle" görmüşlerdir. Bu bakımdan firmaların saha personelleri dahi (edindikleri bilginin büyük çoğunluğu kulaktan dolam olması dolayısı ile) söz konusu çiftçiler kadar kesin bilgilere sahip değildir.


İlave olarak, gecen yıl geniş yapraklı için farklı arayışlara girmiştim. Farkli ilacları ve ilaclarin kullanildigi arazileri inceledim. Araştırmalar sonunda ulaştığım sonuclar şunlardı:

1-) İlaçların fiyatlari ile performansları arasında bir oranti yok. Pahalı ilaçların kötü, ucuz ilaçların harika sonuclar verdigi durumlar olabiliyor. Ama tam tersi de.

2-) piyasada çok etkili ilaclar mevcut. Lakin ilacin etkisi arttıkça kalıcılığı da aynı oranda artıyor. İstisnalar mevcut ama büyük cogunlugunda keskin sirke küpüne zarar durumu var.

Kalıcılığı en düşük olanlardan biri 'harmony extra'. Bu nedenle bu ilaçla devam etme kararı almıştım. Bu yıl da durum aynı.

Ağustos 17, 2016, 00:12:37
1
Donda Azotlu Gübre Kullanımı Yüzdeyi hesaplama imkanımız zor. Bununla ilgili bir konu vardı. Orada bayağı uzun yazmıştım konuyu bulamadım.

Avantaları:

- Yurt dışında özellikle soğuk ülkelerde sıkça yapılan bir uygulama. Zamandan kazandırıyor.



- Mahsule zararınız olmaz.

- Toprağı sıkıştırmazsınız.

- Sıcaklık düştükçe azot kaybı azalır.

- Atımda ya da atım sonrası herhangi bir miktar kar, ya da buzun erimesi esnasında hafif bir yağmur yakalanırsa tadından yenmez. Kayıp en aza iner.

- En güzel yanı, havalar ısınıp da bitkide azot ihtiyacının görüldüğü anda, azot hazır halde toprakta oluyor. Zamanlama açısından iyi, hatta çok iyi. Çünkü üre azotunun etki süresi uzun. ortalama 3 ay. bu kadar sürede de elbet ısınacak bu hava


Dezavantajları:

- Don çok uzun (10-15 gün gibi) sürerse ve nemsiz kuru soğuk olursa şartlara bağlı bir miktar kayıp meydana gelir.

- Bitkinin azot alımı, amonyum azotunda 6-7, nitrat azotunda 10 derece ve üstünde başlıyor. Hava bu sıcaklığa gelene kadar bitki azottan faydalanamayacak. Ha ne var, ürenin bu formlara dönüşümü için de zaten en az 15 gün kadar süre gerekiyor. Yani bitkinin alamıyor olması çok sıkıntı değil.

Özetle bi Alex değil belki ama avantajları olan kullanılabilir bir yöntem. (gerektiğinde kullanıyorum)

İlave olarak,bu yöntemde belirli miktar bir kayı yaşanabilir. Ancak bu konu ile ilgili 2 önemli detay var.

1-) 5 derece sıcaklıkta, 25 derece sıcaklıkta yaşanandan daha az azot kaybı olur. Yani aynı şartlarda soğuk, kayıp açısından avantajlıdır. Her iki sıcaklıkta da ürenin dönüşümü için zamana ihtiyaç duyulacak. Bu bilgi "bilimseldir"

2-) iki seçenekten birini tercih etmek zorundasınız:

- "donda gübre mi atılır arkadaşım, kayıp olur" diyerek gübre atmamak.
Sonuç: geç kalır, bitki hızlı gelişim evresine girdiğinde, siz yeni azot atarsınız. azot noksanlığı sonucunda kardeşlenmede düşüş ve gelişim geriliği. Az ya da çok verimde kayıp. (%5 olsa 30 kg buğday demek bu, ki kayıp daha fazla olabilir)

- "uygun ilk fırsatta don-mon dinlemeyip gübre atılır arkadaşım" diyerek uygulama yapmak.
Sonuç: azotta (iklime bağlı) bir miktar kayıp. Karşılığında bitkinin tam ihtiyacı olan azotu, tam zamanında vermek. Stres yaşatmamak . Doğal olarak kardeşlenme ve gelişimde, hali ile "verimde" artış. Hatta kurak senelerde tüm mahsülü kurtarabilir bu hareket. Çok çok 5-10 liralık (10 kg buğday parası kadar) azot kaybı ile.

Kaybolan azotu en yakın bayiden alabilirsiniz.

Zamanı para ile satın alamazsınız.


Ağustos 17, 2016, 00:17:45
1
Çıkıştan Hasada Buğdayın Hikayesi Ekimin tam 8. günü bugün. Cins Prima. Ufak tefek açıkta kalanlar var ama çıkışlar tamamlanmış gibi.

Analiz sonucu dekara 7kg üre önerilmişti. Biz 10kg attık. Başka hiçbirşey yok. Şimdi erken dönem çinko ve magnezyum beslemesi yapılacak. Inşallah ah sonuç iyi olur.



Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Ağustos 17, 2016, 00:25:06
2
Ynt: Çıkıştan Hasada Buğdayın Hikayesi
Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Ağustos 17, 2016, 00:39:43
1
Koyuncuk Hakkında Pratik Bilgiler - Bir koyuna vermeniz gereken günlük kuru madde miktarı, hayvanın canlı ağırlığının %3 ' ü civarında olmalıdır. Kullanılacak yemin kalitesi ve yemin içerisindeki 'kesif/kaba' yem oranına göre miltar yükselip düşebilir.


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayinizresim yükecertificity.com

- Geç gebe koyuna yoğun silaj vermek, 'karnındaki kuzuyu düşür' demekle aynı şeydir.

- Doğumdan sonra 12 saat içinde kolostrum (ağız sütü yada maya da denir) emmemiş kuzuyu 'ölü' sayabilirsiniz. Yaşama ihtimali, %10 civarındadır. Hemen ölmese bile, gelişmeyen bağışıklık sistemi nedeni ile ileride, en kısa zamanda ölecektir.

- Yeni doğmuş bi kuzunun vücudunda, 12 saat hayatta kalmasını sağlayacak kadar enerji bulunur. Bir önceki maddede neden bu kadar kesin konuştuğumuz da anlaşılmıştır.

- Yeni doğmuş bir kuzunun yerini 'mümkün mertebe' DEĞİŞTİRMEYİN. Çünkü doğum esnasında plesenta ' dan boşalan sıvının 'antiseptik' (mikrop öldürücü) özelliği vardır. Bu sayede kuzunun yere değdiği ilk alanlar, koyun tarafından dezenfekte edilmiş olur.

- Ot ' unuz yoksa, koyun bakmayın. Tavşan bakın, keçi bakın, köpek bakın ama koyun bakmayın.

- Koyunlarda doyma hissi yoktur. Ölene kadar yiyebilirler.

- Koyuna sadece 'arpa/buğday' verirseniz, koyun ölür.
Koyuna sadece 'fabrika yemi. verirseniz, koyun ölür.
Koyuna sadece 'silaj' verirseniz, koyun ölür.
Fakat koyuna sadece 'OT' verebilirsiniz. Ölmez. Üstüne gelişir.

- Koyun / Kuzu rasyonlarında %50 ' den fazla buğday kullanılması, silikat taşı (sidik zoru-işeyememe) oluşuma neden olacağından kullanılmamalıdır.

- Satın alıcağını tüm fabrika yemler, ambarınızdaki arpa - buğdayın 'malzemeden çalınmış pahalı' versiyonlarıdır. Tek avantajları, sanayi artıkları ile arttırılmış proteyin oranları ve zordan eklenmiş mineral/vitamin karışımlarıdır.

- Toprak / duvar yalayan, yapağı yiyen, demir / tahta kemiren hayvanınız varsa, beslemede bir yanlışınızmvar demektir. (Özellikle mineral/vitamin yada mikro besin)

Bir kaç tane de basit rasyon paylaşalım:

Yoğun Kuzu Besisi için fesin yem rasyonu:

%50 arpa
%25 buğday / mısır
%20 Ayçiçeği küspesi
%1.5 mineral
%1.5 vitamin
%1 tuz
%1 kireç taşı / mermer tozu

Yukarıdakine ek olarak, sindirim fonksiyonlarının sağlıklı çalışabilmesi için hayvan başı 200-300gr/gün en kalitelisinden ot (yonca, fiğ, bezelye, ota biçilmiş arpa hasılı vs)

(Miktar, yaşı farketmeksizin, kuzunun yiyebileceği kadar)


Geç Gebe koyun rasyonu:

%50 kaliteli ot.
%20 süt yemi
%20 tane yem (arpa-buğday-mısır)
%10 katalizör

---------

Ilk laktasyon (doğum sonrası 15-20 gün) için Rasyon

%40 kaliteli ot yada mera
%30 silo yem (mısır silajı, üzüm cibresi, pancar posası vb...)
%20 süt yemi
%10 tane yem (arpa buğday)

---------

Geç laktasyon:
%50 mera
%30 orta kalite ot yada saman
%20 süt yem yada tane yem

-----
Kuru dönem:
%100 mera

'Arpayla koyun, gerisi oyun'
'Buğdayla koyun, gerisi oyun'
'Samanla koyun, gerisi oyun'
'Odunla koyun, gerisi oyun'
'Viski ile koyun, gerisi oyun' gibi 'odun - koyun' kafiyesinden türetilmiş varyasyon tabulara takılmayın. Her şeyin yeri ve zamanı var. Bi baklavayla yaşanmayacağı gibi (en kalitelisi bile olsa) tek tür yem ile canlı bakılmaz.

-Bu işi bedava yapmanın sırrı, mera. Bunu herkes biliyor da nasıl olacağını bilmiyor.

Ilk şart meranın ıslahı. Derin bi riper, o da olmadı iyi bir sürüm ve 'TESFIYE' şart. Toprak hazırlığı ve ardından aynı tarla eker gibi ekilmesi lazım meranın ama bu işlemler tesfiye ve düzlemeden sonra.

Sebebi, meradaki fazla otun biçilip kaldırılması esnasında zeminin düz olması gerekliliği.

Koyunların bahar ve yaz aylarındaki bolluk dolayısı ile yemediği o otlar, kışın aynı koyunlar için bal-kaymak olur. Yeter ki biçilebilsin.

Türkiye ' de meraların ıslah edilmemesi kadar yük bir sorunda bu bence. Eğimli, engebeli, hâtta içerisindeki sadece fundaklık, makilik var diye biçilip oyu alınamayan o kadar çok alan var ki, aklın durur.

Sadece bu atıl alanlar, mera ve biçilebilir çayır olarak kazandırılsa, Türkiye ' de hayvancılık uçar gider.

1500 dekar mera, hayvan sayısı az ise 500 dekarlık 3 parçaya bölünüp sırayla otlatılabilir. Lakin hayvan sayısı çoksa, tamamı otlatılabilir da yetmez.



Kış boyunca Koyun başına 100 kg kesif yem çoğunlukla yeterli olur. Lakin saman yerine ot tercih etmek gerekli. Nedeni, samanın protein bakımından çok zayıf olması.

Hayvan beslenmesinde bir sürü denge var ama önceliğe sahip iki denge mevcut.

1-) kaba-kesif yem dengesi
2-) enerji-protein dengesi

Arpa: enerji
Silaj: enerji
Saman: enerji

Protein nerede?

Ama
Arpa: enerji
Ot: protein + enerji

Doğru olan bu. Ot yerine saman verdiğinde olaşacak protein ihtiyacını karşılamak için 'fabrika yemi' kulanmak zorunda kalıyor yetiştiriciler. Bu da 'satın yem olmadan hayvan bakılmaz' gibi bir düşünce yaratıyor. Sürekli enerji verilen ve proteyine yüksek derecede ihtiyaç duyan hayvan, fabrika yemi gibi içerisinde protein bulunan bi yem ile takviye edildiğimde hemen karşılık veriyor. Oysa aynı dönemde yeşil biçilip usulüne uygun balyalanmış olarak verilen ot, bu ihtiyacı tamamen karşılar. Üstelik paramız da cebimizde kalır.

Israrla ama ısrarla tekrar ediyorum. Fabrika yemi yerine ot alın. Yonca, bezelye, fiğ yada ota biçilmiş arpa-buğday-yulaf. Hiç farketmez. Hem hayvanlarınız sağlıklı olsun, hem de paranız cebinizde kalsın.

Ağustos 17, 2016, 21:24:51
1
Yıllık Koyun Maliyeti 70 tl Çoban
100 tl Kaba yem
80 tl Kesif yem
20 tl Ulaşım, ulaştırma, kaba kesif yem nakliyesi
15 tl İlaç
5 tl Veteriner
5 tl Köpeklerin yiyecekleri
1.5 tl Küpeleme maliyeti
----------------
296.5 tl yıllık koyun maliyeti.

Liste 250 koyunluk bir işletme için hazırlanmıştır. Bu rakam tek çoban ile bakılabilecek maksimum sayıdır. Isteyene her kalemi detaylıca açabilirim. Eksiği var, fazlası yok.

Ayrıca
- Senin harcamış olduğun emek, yaşam için zaruri giderlerin,
- Kurt zararı, zehirlenme, sakatlanma gibi fireler,
- Sürü devamlılığı için zorunlu olan her yıl %20 ' lik yeni damızlık ekleme maliyeti,
- ilçe tarıma her gittiğinde yapılan döner sermaye tırtıklaması,
- sana ve çobana ait sigorta primleri
- dam / ahır ve yemleme tertibatlarının tadilat / onarım masrafları
- su maliyeti
- ulaşımda kullandığın aracın sigorta ve vergileri

1 koyundan 1 senede 1 kuzu alırsanız evet 50 lira kalır.
1 koyundan 1 senede 2 kuzu alırsanız koyun koyun başına 400 lira kalır.
(Senede 2 kez doğurtur da) 1 koyundan 1 senede 3 kuzu alırsanız koyun başına 750-800 'net' karınız olur.

350 koyun ile (yılda) 250.000 tl 'net' kar da edebilirsiniz
350 koyun ile (yılda) 150.000 tl 'net' zarar da..

Ayrımı yapan tek çizgi 'verim' dir.

Ağustos 17, 2016, 21:52:17
5
Organik Madde ve Önemi Oldukça anlaşılır bir dille yazılmış. Toprak ile ilgilenen, sofrasındaki ekmeği topraktan getiren herkesin okuması farz olan bir makale.

Organik maddenin, topraktaki azot, fosfor, potasyum (yani elementlerden, ph ' tan, tekstür ' den, kısaca diğer tüm unsurlardan neden daha önemli olduğu sorusu, özet olarak cevaplanmış.

Iyi okumlar:


'TOPRAK VERİMLİLİĞİNDE ORGANİK MADDENİN ÖNEMİ'
 
Prof. Dr. Kadir SALTALI
K.Maraş Sütçü İmam Üni. Ziraat Fak.
Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Böl. K.Maraş


​Toprak sadece inorganik bir kütle olmayıp içerisinde havayı, suyu, organik maddeyi ve çeşitli canlıları (çeşitli makro ve mikro organizmaları) barındıran doğal bir ortamdır. Topraktaki mikroorganizma sayısı, bir gram toprakta bir milyara kadar çıkabilmekte ve bu açıdan bilim insanları toprakları canlı varlıklar olarak tanımlanmaktadır.

​Tarımsal açıdan ölü bitkisel ve hayvansal atıklar organik madde olarak değerlendirilir. Genel olarak, organik maddenin kaynağını hayvan gübresi (dışkısı), bitki kökleri, dal, yaprak, sap, saman, anız ve çeşitli organik kökenli şehirsel atıklar oluşturmaktadır. Geçmiş dönemlerde sulu ortamlarda organik bileşiklerin birikimi ile oluşmuş torf, leonardit ve gidya (olgunlaşmamış kömür) önemli organik madde kaynaklarıdır. Organik maddenin topraklarda biyolojik, fiziksel ve kimyasal açıdan birçok önemli fonksiyonları vardır.

Türkiye toprakları (Karadeniz bölgesi hariç) genellikle organik madde içeriği bakımından fakir olup, ülkemiz topraklarının % 65’inde organik madde içeriği az ve çok azdır. Toprak kalitesi ve üretim açısından topraklarda organik madde içeriğinin %3’den daha fazla olması istenir.
 

1-) Organik Maddenin (Gübrelerin) Toprakların Biyolojik Özelliklerine Etkisi:

Toprak kalitesinin en önemli unsuru toprak organik maddesi ve topraktaki mikroorganizma sayısıdır. Toprak verimliliği ve kalitesi konusunda bilim adamları topraklardaki canlı sayısının önemli bir kriter olduğunu vurgulamaktadırlar. Topraklardaki canlı sayısı ne kadar fazla ise toprak o oranda verimlidir görüşündedirler.

Topraklarda mikroorganizmaların yaşamını devam ettirebilmesi için beslenmeye ve enerjiye gereksinim duyarlar. Topraklardaki mikroorganizmaların temel besin ve enerji kaynağı ise organik maddedir. Üretim açısından topraklar bir fabrikaya benzetilebilir. Bir fabrikada çalışan işçiler ücret yetersizliği nedeni ile greve gidiyorsa veya işi hafifletiyorsa, o fabrikanın tam kapasite ile çalışması ve üretim yapması beklenemez. Benzer şekilde, 'topraklar da bir fabrikadır' ve burada yaşayan canlılar bizlerin üretim işçileridir.

'Topraktaki canlıların tam kapasite çalışabilmeleri için yeterli düzeyde beslenmeleri gerekir'.

Bir toprağın organik madde içeriği ne kadar fazla ise, tarımsal üretim kapasitesi de o kadar yüksektir. Besin kaynağının az olduğu ortamda canlı sayısı azalmakta ve ancak zor koşullara adapte olabilenler ve güçlü olanlar ortamda kalabilmektedir. Toprakta organik madde yetersiz düzeyde ise topraklardaki canlı sayısı azalacak ve dolayısıyla toprakların üretim kapasitesi de azalacaktır.

Çeşitli zamanlarda topraklara uygulanan suni gübrelerin amacı kısa vadede sadece bitkileri beslemek olup, toprak canlıları açısından önemli bir faydası yoktur. Sürekli suni gübreler ile üretim yapmak sürdürülebilir tarım açısından mümkün değildir. Bir noktadan sonra insanlarda görülen yorgunluk, artık topraklarda da görülmeye başlar ve verim zamanla azalır.


2-) Organik Maddenin Toprakların Fiziksel Özelliklerine Etkisi:
 
Tarımsal üretimde toprakların işlenebilmesi ve kullanımı belirleyen önemli faktörlerden birisi de toprağın fiziksel özellikleridir. Toprakların yapısı, bünyesi, havalanması, su tutma kapasitesi, bireysel toprak parçacıklarının birbirine bağlanması gibi toprak özellikleri fiziksel özellikler olarak değerlendirilir. Organik madde toprakların fiziksel özelliklerini iyileştirerek bitkiler için uygun bir ortamın ortaya çıkmasını sağlar (Şekil 1).



Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Bu konuda ahır gübresi ile yapılan araştırmada organik gübrelerin toprakların su tutma kapasitesini artırdığı ahır gübresi verilen alanlarda verilmeyene oranla 'iki kez daha fazla' suyun toprağa girdiği belirlenmiştir. Bu durum, organik gübrelerin bireysel toprak taneciklerini birbirine bağlayarak topraklara süngerimsi bir yapı kazandırmasından ileri gelmektedir.

​Organik gübreler topraklarda bireysel toprak parçacıklarını birbirine bağlayarak iyi bir toprak yapısının oluşmasını sağlar. İyi toprak yapısı da toprak erozyonunu azaltır.

Killi topraklarda ise toprak sıkışıklığını azaltarak toprakların gevşek bir yapı kazanmasını ve kaymak tabakası oluşumunu azaltır. İyi toprak yapısı topraklarda su ve bitki besin maddelerinin tutunması sağlar. Killi (yapışkan ve çamur) topraklarda ise toprak yapısı iyileşir ve topraklar daha çabuk tava (toprağın işlenebilmesi için uygun nem miktarı) gelir ve sürüm kolaylığı sağlanır.

Organik madde içeriği iyi olan topraklarda bitki kök bölgesinde havalanma (atmosferden toprağa oksijen girişi, topraktan karbondioksit çıkışı) iyi olduğundan bitki gelişimi daha iyidir. Organik maddelerin ayrışması ile topraklar koyu bir renk alır. Koyu renkli topraklar açık renkli topraklara göre daha fazla güneş ışığını tutar ve toprak sıcaklığı artar. Toprak sıcaklığının artması ile bitki kök gelişimi ve topraklarda kimyasal reaksiyonlarda artmaktadır.
 

3-) Organik Maddenin Toprakların Kimyasal Özelliklerine Etkisi:
 
​Organik maddeler, birçok bitki besin maddelerinin esas kaynağını oluşturmaktadır. Farklı organik maddelerin bitki besin içeriği değişmekle birlikte, dışarıdan suni gübreler ilave edilmiyorsa toplam toprak azotunun %90-99, toprak fosforunun %33-37’si ve topraklardaki kükürdün %70-80’ni toprak organik maddesi sağlamaktadır. Bunlarla beraber toprak organik maddesi potasyum, mangan, bor, bakır, çinko, molibden gibi diğer farklı bitki besin maddelerini de içermektedir.

Organik maddelerin içerdiği bitki besin maddeleri, organik maddelerin ayrışması sırasında yavaş yavaş bitkiler tarafından alınabilir hale geçmekte ve bitkiler bu besin elementlerini '3-5 yıla kadar' sürekli alabilmektedir. Organik madde içeriği iyi olan topraklar suni gübrelerin topraktan çabucak yıkanarak taban sularının kirlenmesini önler ve uygulanan gübrelerden bitkilerin daha fazla faydalanmasını sağlar.

​ Topraklarda organik maddelerin ayrışması sırasında açığa çıkan organik bileşikler, topraklarda bitkiler tarafından alınamaz konumda olan bitki besin maddelerini alınabilir konuma getirir. Aynı zamanda, organik bileşikler toprakta bitki besin maddelerini tutan kil yüzeylerine tutunarak besin maddelerinin killer tarafından tutunmasını azaltır ve bitkiler tarafından alınamaz konuma dönüşmesini engeller (Şekil 2). Böylece toprak verimliliği ve bitki gelişimi de artar.


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

​Organik maddeler toprakların tamponlama kapasitesini artırır. Tamponlama özelliği ile kireç, gübre, zehirli bileşikler ve diğer maddelerin ilavesi ile topraklarda meydana gelecek ani değişmelerin (insanlarda tansiyon yükselmesi veya düşmesi gibi) önüne geçilir.


4-) Toprakların Organik Madde Kapsamı Nasıl Korunmalı ve Artırılmalıdır:
 
​Toprak organik maddesinin sürekliğini sağlamak için organik madde artışını sağlayan bitkilere (yeşil gübreler) ekimde yer verilmelidir. Yeşil gübreleme yani bitkilerin çiçeklenme döneminde sürülerek toprak ile karıştırılması 3-5 yılda bir yapılmalıdır.

Tahıl, sebze ve yem bitkisi münavebesi toprakların organik madde kapsamını korumakta ve artırmaktadır. Mümkün olduğu kadar topraklarda daha fazla anız artıkları bırakılmalı ve yakılmamalıdır. Özellikle tahıllarda ürün hasat edildikten sonra, anız artıkları daha sonraki ekim sırasında sorun yaratıyorsa, mümkünse toprak gölge tavında işlenmeli ve anız artıklarının toprak ile karışması sağlanmalıdır.

​Tarımsal üretimin devamlılığı için 'hayvan gübreleri' ve diğer organik maddeler 'mutlaka' tarlalara ve bahçelere verilmelidir. Sap ve saman atıkları, çeşitli bitkisel ve hayvansal atıklar ve organik gübreler toprak ile karıştırılarak toprak organik maddesi artırılabilir. Hayvan gübreleri ve organik gübreler toprağa uygulandıktan sonra mutlaka toprak ile karıştırılmalıdır. Aksi takdirde özellikle hayvan gübresinde bulunan azot, gaz haline dönüşür ve kaybolur.


5-) Sonuç:
 
​Toprakların kalitesini ve canlılığını koruyarak yüksek verim alabilmek için toprakların organik madde içeriği artırılmalı veya en azından mevcut durum korunmalıdır. Organik medde içeriği nedeniyle toprak kalitesi iyi olan topraklarda yetişen meyve ve sebzelerin kalitesi de iyi olmaktadır.


Yararlanılan Kaynaklar:
 
- Kacar, B. Katkat,V.1999. Gübreler ve Gübreleme Tekniği. Uludağ Üni. Güçlendirme Vakfı Yayın No;144, Bursa
- Brohi,A.R., Aydeniz, A., Karaman, M.R.1995. Toprak Verimliliği. GOP. Üni. Ziraat Fak. Yayın No:5 Tokat
- Brady, C.N.1990.The Nature and Properties of Soils. Macmillan Pub. Company. New York
- Eyüpoğlu, F. 1999. Türkiye Topraklarının Verimlilik Durumu. Toprak ve Gübre Arş. Ens. Yayınları. No;220, Ankara
- Sposito,G. 1989. The Chemistry of Soils. Oxford University Press. New York[/QUOTE]

Ağustos 19, 2016, 15:13:03
2
Çiftlik Gübresi Kullanımı ve Püf Noktaları Sorulan bir soruya istinaden yazılmış cevap olup, konuşma dili kullanılmıştır:

Hayvansal gübre ağırlıklı tarımsal üretim yapılabilir mi?

Eğer doğru gübreleme yapılırsa, harikalar yaratılabilir.

Doğru gübrelemeden kasıt ne?

Hayvan gübresinde, bitki gelişimi için önemli olan hemen hemen tüm besin maddeleri vardır.

Azot
Potasyum
Magnezyum
Çinko
Amino asitler vs.

Sadece bir şey azdır: 'fosfor'

Çünkü doğudaki fosforun ana kaynağı kayaçlardır. Yani bildiğiniz taşlar.

Bu kayaçlar zaman içerisinde parçalandıkça, içerisindeki fosfor mineralleri çözülür ve topraktaki fosforu meydana gelirler. Zaten işte bu yüzden taşlı tarlalar fosfor bakımından zengindir.

Hayvan gübresinde neden fosfor olmadığını anlamışsındır şimdi. Çünkü etobur canlılar doğrudan taş tüketmezler ve bitkilerden aldıkları fosfor da sınırlı kalıyor.

Aslında fosfor konusu çok daha uzun ve karmaşık. Çünkü hayvanlar, yedikleri bitkilerden bazılarında önemli düzeyde fosfor alıyor. Lakin bu fosforun ciddi bir kısmı, yine hayvan tarafından kullanılıyor.

Ikinci kayıp da fermantasyon sırasında oluyor. Fosfor, bekleme esnasında bazı maddeler (bkz. Kireç) ile etkileşime girerek yarayışsız forma dönüşüyor. Bu nedenle, aslında gübre içerisinde fosforumuz var ama yarayışlı formda değil.

Fosfor kaynağı olarak herhangi bir fosforlu gübre türünü seçebilirsiniz. 20-20, 18-46, 20-32.0, 15-15-15 gibi. Ama zaten gübre ile bol miktarda potasyum ve azot verdiğimiz için, bu maddelere tekrar Pera vermenin bi mantığı yok. Pahalı olmasına rağmen 18-46, hem ihtiyacımız olan fosforu bol miktarda içermesi, hem de tohumun kök salıp hayvan gübresine ulaşmasına kadar az miktar gereken azotu içerdiği için iyi bir tercih.

Eğer hayvan gübresi kullanılmayan bşr araziye ekim yapıyorsak, 20-20+me daha iyi bir tercih. Ama gübreli yer içim 10kg 18-46 yeteri.


Neyse. Konuyu toplayalım.

Yoğun şekilde çiftlik gübresi ile buğday tarımı yapacaksan, arazim taşlı ise biraz, taşsız-taban arazi ise orta miktarda fosfor vermen gerekebilir. Örneğin 10 kg/da 18-46 gayet yeterli olur.

Bölüm özeti: hayvan gübresinde fosfor yok. Bu yüzden mibzer ile dekara 10 kg kadar 18-46 vermek doğru olur.


***

Gübrelemenin şekli:

Not: gübre yaş olursa daha iyi olur.

1-) çıkardığın ve beklettiğin fermante olmuş gübreyi, yığınlar halinde tarlaya çek. Çek ama dağıtma. Çünkü dağıttığında azot kaybı meydana gelir. Biz azotu kaybetmek istemiyoruz. Peki ne yapıyoruz? Dağıtacağımız yerlere öbek öbek döküyoruz.

2-) sürümden hemen önce dağıtıyoruz. Ne kadar homojen dağılırsa o kadar iyi. Gübre saçma kovası ile falan olacak iş değildir bu. Gerçek bir randıman almak istiyorsak, dekara en az 3-4 ton gübre vermeliyiz ki, hem faydasını görelim, hem de her sene uğraşmayalım. Etkisi 4-5 yıl sürsün.

3-) bıçak ile adam akıllı, eşit şekilde dağıttık. Hemen ardından, toprağı iyi çeviren bir pulluk ile, gübre tamamen toprağın altında kalacak şekilde sürüyoruz. Çok derin sürmeye gerek yok. Çok sığ da olmasın. Gübre tam olarak örtülsün yeter. Sürüm esnasında gübreyi iyi örtemezsek, gübre içerisindeki yabancı tohumlar yüzeyde kalır ve çimlenir. Bu da ot problemi olarak çıkar karşımıza.

Gübre işimiz bitti.

4-) Ekim için toprağı incelttik. Tohum yatağını hazırladık ve dekara 10 kg 18-46 yada 15 kg 20-20 ile ekim işlemini yapıyoruz. Burada önemli nokta, gübreyi mibzer ile vermek. Saçma yapma. Çünkü bizim amacımız toprağa fosfor vermek. Bunun da en iyi yolu, mibzer ile banda vermektir.

5-) Organik madde ve azotu gören toprak birden coşar. Harika bir çıkış elde ederiz. Lakin coşan bu toprak, sadece buğdayı değil, koynundaki tüm tohumları kudurtur. Bu yüzden yoğun hayvan gübresi verdiğimiz yerlerde, biri erken dönem ve biri geç dönem olmak üzere, 2 kez yabancı ot mücadelesi yapmamız, verim açısından önemlidir. Çünkü mücadele geçe bırakıldığı anda, yabancı otlar gelişir ve öldürülmesi zor bir hal alır.

O zaman ne yapıyoruz? Biri erken (buğday 4 parmak olduğunda), biri geç dönem (1 karışı geçip dize yaklaştığında) 2 kez ot ilacı atıyoruz.

6-) üst gübrede üreyi erken dönemde (Şubat ortası), nitratı da yine erken dönemde (Mart sonu) gibi atıyoruz. Özellikle nitratı geçe bırakmıyoruz. Kullacağımız gübreleri abartmadan, az ama eşit şekilde atmamız önemli. Hatta her zaman kullandığımızın yarısı kadar yeterli olur. Yoksa azot fazlalığı ile ihtiyaç olan su gelmezse, susuzluk yüzünden bitkiyi yakabiliriz. Yani gübreden en az %50 kar ediyoruz. Kimyasal gübreyi atarken bize referans olan konum bitkinin durumu. Ne yapacaksak, bitkiye bakarak yapıyoruz.

7-) topraktaki organik madde ve fazla azotun etkisi ile fungus / bakteri üretimi artacaktır. Bu nedenle kesinlikle kaliteli bir hastalık ilaçlaması yapıyoruz. Gerekirse 2 kez.

8-) son konu da, pek rastlanmayan besin maddesi noksanlıklarının görülmesi. Organik madde ve besin açısından güzel ortam bulan buğday coşar ve üst verim sınırlarına yaklaşır. Yaklaştıkça da, daha önce ihtiyacı olmamış yada ihtiyacı olsa bile belirti vermemiş bazı besin noksanlıkları ile karşılaşmaktır. Bakır noksanlığı, kalsiyum noksanlığı vs. Bu noksanlıkları da zamanında görüp müdehale etmek gerekir. Çünkü bunlar verimi sınırlandırıcı etkenlerdir.

Tüm işlemler tamamlandığında, normalde 350 kg biçtiğimiz bir tarladan 650 kg biçiyoruz ve harman yerinde şapkayı havaya atıyoruz.

***

Organik maddeyi % 20 ' nin üzerine çıkana kadar arttırmaya devam edebilirsin. Arttırdıkta da verimin artar. %5 ' in altında organik madde bulunana topraklar, 'fakir' olarak nitelendirilir.

Ülkemiz topraklarının organik madde ortalaması %1.3

Bu yüzden verim alamıyoruz.

Devlet bunu farketti ve başvurduğunuzda en kolay çıkacak ekipman desteklemesi 'katı gübre dağıtım romorku'

***

Taban gübresi dışında hiç kimyasal gübre atmazsan, her yıl aldığın verimin üzerine çıkabilmek için, atacağın gübre miktarını dekara 10 tona çıkartman gerekir.

Not: bu gübrelemenin etkisi, en az 4 yıl sürer. 4 yıl boyunca gübreden kar edersin. Öyle ki, traktörün ve kimyevi gübrenin icadından önce, her 4 yılda bir bir tarlaya eşekler-beygirler ile gübre çektikleri anlatırlardı bizim eskiler.

Peki hangi gübre daha iyi?

'Bir hayvan yemden ne kadar faydalınıyorsa, gübresi o kadar kötüdür'. Bu mantık her zaman aklınızın bir köşesinde dursun.

Süt veren hayvanların gübresi, süt vermeyenlere göre daha kalitesizdir. Çünkü sütü üretebilmek için yemden iyi şekilde faydalanır.

Genç hayvanların gübresi, yaşlılara nazar daha kalitesizdir. Çünkü genç hayvanlar büyüyüp et üretebilmek içim yemden daha iyi faydalanırlar.

Öyle ise sıralamak gerekirse, iyiden kötüye:

Yarasa
Güvercin
Koyun
At
Et tavuğu
Keçi
Yumurta tavuğu
Inek
Kuzu
Dana

Diye sıralayabiliriz. Lakin burada dikkat edilecek nokta, her hayvanın gübresi, bazı maddele tarafından fakir iken bazıları açısından zengindir.

Mesela tavuk gübresi azot bakımından iyidir lakin yumurta tavukları, yedikleri maddelerdeki kalsiyumun büyük çoğunluğunu yumurtanın kabuğunu üretmekle kullandıklarından, gübreleri kalsiyum bakımından fakirdir. Keza ineklerde de aynı durum süt yüzünden vardır. Oysa koyunların süt üretimi düşük olduğundan, gübrelerinde bol miktarda kalsiyum bulunur.

Her kes bilir ama biz yine de faydalarına bir gelelim.

1-) organik madde artışı (toprağa can vermek)

2-) toprak arasında boşluklar bırakarak su tutma kapasitesinde artış. Doğal olarak kuraklığa karşı dayanıklılık

3-) toprağın yapısını düzenlediği için işleme kolaylığı sağlar. Hayvan gübresi ile yoğun gübreleme yapılan yerler, yapılmayanlara göre çok daha kolay sürülür, çok daha uzun süre tavı muhafaza eder.

4-) Gübre maliyetini azaltır. Para ile satın alamayacağınız kadar organik gübre verir toprağa. Dekara 4 ton hayvan gübresinde:

120 liralık azot
200 liralık potasyum
25 liralık fosfor
30 liralık kireç
85 liralık fülvik asit.
Haseplayamayacağım kadar da mikro element bulunur.

5-) etkisi (azalarak) uzun süre devam eder.

6-) mikrobiyolojikmcanlı sayı ve çeşitliliğini arttırır.


Özet olarak organik madde ilk etapta uygulaması zor gibi görülse de en hızlı sonuç veren, en başarılı ıslah faaliyeti. Ayrıca artık kaçınılmaz noktaya geldik. Organik madde %1 ' in altına düştükten sonra, toprakta telafi edilemeyen hasarlar meydana gelmeye başlıyor. Bu şekilde söyleyince kulağa kibar geliyor. Tam türkçesini söyleyeyim:

Toprak ölüyor.

Organik maddeden sonra, toprak için en önemli, en ihtiyaç duyulan şeylerden biri. Uygulanması mutlak faydalı. Lakin organik madde ile kıyaslandığında, öncelik sırası ikincil oluyor.

Eğri oturup. Doğru konuşmak lazım.

Dünya liderleri, maliyet falan gözetmeden bunları yaparken:





Bizim başka noktaya odaklanmamız hatadır.

Ağustos 19, 2016, 15:22:09
9
"0" Sıfır Hata İlaçlama / Gübreleme (Manuel İz Bırakma) Arkadaşlar, ilaç ve gübre zamanları malumunuz yaklaşıyor. Yakın zamanda neredeyse tamamımız gübre kovaları ve ilaçlama makinaları ile arazileri arşınlamaya başlayacağız.

Lakin özellikle 10 metre ve üstü çalışma genişliğine sahip olan bu aletler ile çalışırken üst üste bindirme yada açık alan bırakma sorunu istesek de istemesek de hepimizin başına geliyor. Sonuç: bir örnek olmayan, dalgalı ürün, mahsül, tarla, araziler..

Özellikle ilacı/gübreyi üst üste bindirme sorunu, dağlık, bayır, kısaca biçimsiz arazilerde daha çok başımıza geliyor. Bizde de bu tip arazilerden bol birşey olmadığından, artık bir çözüm bulmak kaçınılmaz oldu.

Bende geçen yıl keşfedip bu yıl olgunlaştırdığım, ayrıca oldukça iyi sonuç aldığım bu ilaç/gübre atım yöntemini, konuda sıkıntı yaşayan arkadaşların da faydalanması için paylaşmak istedim.

Önemli not: ideal bir gübreleme/ilaçlama için aslında kullanılması gereken yöntem, iz bırakıcılı mibzerlerdir. Özellikle gübre ve ilaç makinasının ile uyumlu olarak kurulan bu sistemlerde, hata payı '0'a yakındır.

Gönül ister ki en iyi makina ve ekipmanlarımız olsun. Ama şartlar mallum. Her şey aynı anda olmuyor.

İşte bu yöntem de (benim gibi) iz bırakıcılı mibzeri olmayan, yahut böyle bir mibzeri olsa bile hata yapma korkusu, yada uyumsuz ekipman gibi nedenlerle düz/normal ekim yapmış olan çiftçi arkadaşlarımızın, kısaca tarlasına ilaç ve gübre atacak tüm müslümanların gerçekten işine yarayacak.

Not: iz bırakıcılı mibzer kullanımı, gerçekten hassasiyet isteyen bir iştir. Sayacın kusursuz çalısması, şöföründe pür dikkat olması gerekir. Hata affetmez. Bir dalgınlık, hiçbir işe yaramayan saçma sapan izlere sahip bir tarlanız olmasıyla sonuçlanabilir.


Bilmeyenler için izli ekim hakkında ufak bir bilgilendirme:

Izli ekim, elimizdeki ilaçlama makinası ve gübreleme makinalarımızın iş genişliğ ile uyumlu olarak tasarlanan, bu işlemleri yaparken kullanılacak güzergahların, ekim işlemi esnasında mibzer tarafından (lastik izlerine tohum atmama, atılan tohumu kaydırma gibi) farklı yöntemler kullanarak işaretmesine verilen adıdır.

Izli ekim yapılmış bir buğday tarlası:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Resimden de anlaşılacağı üzere, gübre ve ilaç makinalarının uyumlu olması halinde, yukarıdaki arazide sıfır hata ile ilaçlama ve gübreleme yapabiliriz.

Bu uzun giriş sonrası gelelim yönteme.

Gerekli malzemeler:

I-) ihtiyacı görecek kadar kargı yada kamış denilen, Türkiye ' nin her yöresinde, özellikle göl/dere boylarında yetişen bitki. Yeşili de olabilir, kurusu da. Hiç farketmez. Sadece fazla kalın olmamasına özen gösterin.

Örnek:

Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Biz, rahmetli bir hasır gölgeliği paraladık. (aşağıdakini)


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

100 dekar yer için yetişkin 20-30 tane kamış yeterli. Gözünüz kormasın:) Bizim hasır örtüden çıkacak malzeme 1000 dönüme yeter.


II-) Özellikle kırmızı-beyaz renkli emniyet şeridi. (Sebebini aşağıda anlatıcam) inşaat ve kazılarda önlem olması için çekilen bu bant her nalburda bulunur ve rulosu 4-5 lira civarındadır. 1 rulo ile araziye göre 100-300 dekar yer işaretlenebiliyor.

Şekil a:

Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


III-) Cetvel yapmak için, elimizdeki ilaçlama makinasının kanat genişliğinden biraz uzun çamaşır yada balya ipi.

IV-) 2 tane 30-40 cm ' lik kazık.


Yapılışı:

1-) Çamaşır yada balya ipini, ilaçlama makinamızın kanat genişliğinde (12 metre ise 12 metre, 15 metre ise 15 metre) kesip her iki ucuna kazıklarımızı bağlıyoruz. Yani ilaçlama makinamız ile aynı genişlikte ve iki ucunda kazık bağlı olan bir ipimiz oluyor. Bu bizim ölçümüz, cetvelimiz.

2-) Elimizdeki kamışların tümünü, bir bağ makası yada çekme ile ortalama 50-60 cm ' de uzunlukta kesiyoruz. Biçimsiz 50 dönüm bir tarla için 60-70 tane kargı parçası yeterli oluyor. Arazi düz ise sayı neredeyse yarı yarıya düşer.

3-) Son olarak Emniyet Şeridi ' nden koparttığımız 50-60 cm boyundaki parçaları, kesmiş olduğumuz kargıların bir tarafına sıkıca bağlıyoruz. Şeritler dandik, elle kopar. Makasla uğraşmayın.

Böylece yöntemin en sıkıcı kısmı, yani bayrak hazırlama işi bitmiş oluyor.

İşlem sonunda elde edeceğimiz bayrakların şekli tam olarak şöyle:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Not: ben bir bıçak yardımıyla kargının ucunu diklemesine yarıp emniyet şeridini tam ortasından bu yarığa sıkıştırdım. Bu, düğüme göre hem daha sağlam oldu, hem de şeridin ömrünü arttırdı.


4-) işaretleme:

Artık anlaşılacağı üzere yaptığımız şey, ucuz ve küçük bayraklar yapmak. Daha sonra bu bayrakları, ilaçlama esnasında takip edeceğimiz noktalara koyarak gitmemiz gereken güzergahları hatasız bir şekilde işaretlemek. Dikme işlemi tamamlandığında da işimiz bitmiş oluyor.

İşaretleme için tarlanızın düz bir kenarı var ise o kenardan, öyle bir kenar yoksa 'tam ortadan' başlamanızı öneririm. Burada amaç olabildiğince düz ve takibi kolay güzergahlar oluşturmak.

4.a-) Ilk olarak kafamıza göre uygun bi başlangıç noktası belirliyoruz:

(Yıldızlar: bayrak, o ne demeyin)

Örnek:

Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

4.b-) ikinci iş yönümüzü belirliyoruz. Bunun için gözle rahat görülebilir (tahminen 100-150 metre) bi mesafeyle 2 ve 3. bayraklarımızı dikiyoruz. Tarlanın tam sınırlarına yaklaşmamak dönüşler için kolaylık olur.

Örnek:
Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Ilk güzergah ne kadar düzgün olursa, sonrakiler de o kadar düzgün olacağından bu ilk bayrakları dikerken azcık özen göstermek lazım.

Uyarı: ilk iki bayrağı diktikten sonraki 3, 4 vs bayraklarda, geriye doğru ilk iki bayrağa bakıp iza alırsanız, asla hata yapmazsınız.

4.c-) Son işlemimiz, 1. Maddede yapmış olduğumuz cetveli kullanarak diğer yan yana olan diğer güzergahları çizmek. Bu işlem çok kolay çünkü ilk yaptığımız işlemin aynısını. Tek fark, bayraklar arasında bir cetvel boyu mesafe bırarakıp sıra aralarını eşit olmasını sağlamak.

Örnek:

Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Bayrakların kakma işlemi bittiğinde, tarlamız ilaçlanmaya hazırdır.


***

Önemli notlar:

- 100 dekar alanı işaretlemenin toplam maliyeti 5 lira. (25.000 dekar işaretleme yapıldığında iz bırakıcının fiyatına ulaşıyor) biraz uğraşılı ama arada sırada traktörden de inmek lazım.

- ne kadar karışık görünürse görünsün, yapılan işlem inanılmaz basit, hızlı ve kolay. Altı üstü 50-60 tane sazı toprağa kakıyorsunuz. Hepsi bu. Yani kimse gözüme büyütmesin.

Bayraklar arasında uzun mesafeler (100-150 metre gibi) olduğundan işlem çok kısa sürüyor. Örneğin 100 dekarlar korkunç biçimsiz bir tarlayı 2 kişi 3-3,5 saatte bitirebiliyor. (En azından biz bitirdik) Yine bugün 2 kişi (Abi ' m ve ben) 50 dekar bir tarlayı sadece 2 saatte tamamladık.

- Hasada kadar yapacağınız 3-4 ilaçlama ve bir o kadar gübrelemenin, yani en az 6-7 işlemi '0' hata ile yapmayı, üstene gübre ve ilaçtan edeceğiniz tasarruf ve sağlayacağınız maksimum yararı düşününce, bir tarlaya ekstradan birkaç saat ayırmak hiç de çok değil.

- ilaçlama esnasında bayrakların tam üzerinden geçeceğiz. Bu nedenle tarlanın kenrarından başlayacaklar, tarla sınırından bir cetvel değil, yarım cetvel boyu mesafeye koyacaklar ilk bayrağı.

Örneğin 10 metre kanat boyu olan bi İlaç makinamız varsa, traktör ilk gidişte sınırdan 5 metre mesafeden geçmeli. O nedenle sınırdan başlayacaklar, ilk sırayı tarla sınırından yarım cetvel mesafeye atacaklar.

İş bitip de ilaçlamaya geçtiğimizde, sağla, solla, onla, bunla, mesafeyle, işimiz yok. Yok açık mı kaldı, üstüne mi bindi derdi stresi ise hiç yok. Tüm yapacağımız şey, önümüzde bayrağa doğru sürmek. (Pc oyunu gibi) (O kadarını herkes yapabilir herhalde :D)

- Özellikle stresten kurtulma paha biçilmez. İlaç yetsin, aman atmasın tasası kalmıyor çünkü bir süre sonra traktörün hangi hız ve devirde, pompanın hangi basıncında ne kadar ilaç attığını ezberliyorsunuz.

- Bayraklar yerden maksimum 30-35 cm yükseklikte olmalı. Aksi taktirde üzerinden geçerken traktör yada ilaçlama makinası deyebiliyor. Deyme durumunda kırılsa bile yerinde kalp işini yapıyor ama ne gerek var?

- Mahsül sapa kalktığında ürün bayrakları örtüp görülmesini engelliyor lakin bunun hiçbir önemi yok. Çünkü o zamana kadar sürekli aynı izlerden yapılmış 2-3 uygulama sayesinde tekerleklerin gidecekleri izler net bir şekilde görülüyor artık :)

- Tarlaya ilk işlemi yaptığımızda güzergah ve izler zaten çizilmiş oluyor. Ondan sonra çıkacak fırtına yada tipi bayrakları uçursa, kalmışları dağıtsa bile, sorun yok. Muntazam izleri zaten yaptık.

- Malzeme olarak kargı/kamış kullanmamızın sebebi, 1-) maliyetsizler, 2-) Tek kullanımlık oldukları için tarlayı yada doğayı kirletmiyorlar. Bu nedenle organik, yani kendi kendine yok olacak malzeme kullanmamız lazım.

- Demir yada kazık gibi daha sağlam bir malzeme kullanmanız, tarlayı biçecek olan biçerciden çok ağır küfürler işitmemize neden olabilir :D Ayrıca daha sonraki toprak işlemeler esnasında traktörün lastiğine batma riski de yok. Kısaca doğal ve zararsız malzemeden şaşmayın.

- Güvenlik Şeridi ' ndeki kırmızı, yeşilin 'tam zıttı'. Doğal olarak gündüz işlemlerinde çok uzak mesafelerden rahatlıkla seçilebiliryor. Beyaz ise 'gece karanlığında' farkedilmesini sağlıyor.

- Yukarıdaki maddeden de anlaşılacağı üzere bu işlem sonrası rahatlıkla 'gece' ilaç ve gübrelemesi yapabiliyoruz. Akşam üstü / Serinde atılması gereken yaprak gübreleri ve ilaçlar için bunun ne kadar büyük bir nimet olacağını farketmek zor değil.

- Yoğun ve sıkışık dönemlerde zaman bakımından sağlayacağı rahatlama var birde. Yalnız sadece gece çalışması düşünüyorsanız, bayrak aralarını daha kısa tutun. (Denenmiştir)

- Evliya olsanız, sıra başlarında kör nokta kalır. Bunu önlemek için önce 1 tur yastıklama dönmeniz şiddetle tavsiye edilir.

- Yastıklama çektiğiniz taktirde, sıra başlarında, yastıklama izasına geldiğiniz an makinayı kapar, dönüşü tamamlayıp sonraki sıraya girdiğiniz anda da açarsınız, hem kenar yığılmalarının da önüne geçer, hem de çok kral işçilik çıkarmış olursunuz.

- Aynı izden 2-3 kez geçtikten sonra zemin iyice sertleşiyor. Yağmur sonrası kısa sürede (hatta 4. 5. uygulamadan sonra baya baya yağmurda bile) iş yapılabilir.

- Yöntem daha da geliştirilebilir lakin benim kafa şimdilik bu kadar bastı. Yeni fikirlere açığız.


Bugün yaptığımız (50 dekar) işaretlemeden kareler. İşaretleme erken bitince, yapmayı düşündüğümüz yaprak takviyesini de aradan çıkardık :)

- Aslında olayın en güzel yanı, ilk izi nizami şekilde yapmış olmak. Bundan sonraki tüm işlemler ister istemez aynı kalitede gidecek.

- Kaydırma yada açıkta bırakma için ya aptal olmak lazım, yada direksiyonda uyumak :D


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Sevgili Ağabeyime de burdan selamlarımı yolluyorum.

'Bi video çeksene, görsel olsun' dedim.
'laklak yapma, ilacı bitir' dedi, çekmedi hayın :)

Video geniş yapraklıyı atarken artık :)

Yorum yapacakların selameti için uyarı: Konuda zaten verilmiş olan bir bilgiyi tekrardan soranı, yada konuyu okumadan önyargı ile yaklaşanı perişan ederim :D

Konuyu hazırlamak, 100 dekar yeri işaretlemekten uzun sürdü..

Bu işin doğrusu iz bırakıcılı mibzer kullanmak elbette. Ama iz bırakma yoksa da çözüm üretilebileceğini göstermek istedim. Ayrıca bu yöntemin, iz bırakıcılı mibzerlere kıyasla kullanım sırasında ortaya çıkan bazı artı yönleri var:

- sıraları sayan tetikleyiciler ya markörden hareket alıyor, ya da tekerden. Bizde tarla içerisinde bol miktarda ağaç olduğundan, ayrıca sınırlara yanaşmasa sorun yarattığından zorunlu olmadığı sürece markör pek kullanılmaz. Çok in-bin yaptırıp zaman kaybettiriyor. Mibzerin iş genişliği de bir süre sonra ezberlediğin için ihtiyaç duymuyorsun.

- tekerlekten tahrikli olanların ise en büyük sorunu, tarayı 'kusursuz' hazırlanmış istemeleri. Malum, ayçiçeği - buğday ve kanola - buğday nöbetlerine uyguluyoruz. Ne kadar iyi işçilik yaparsan yap, belli miktar bir bitki sapı tarlada kalıyor. İşlem esnasında ayaklar yıkandığında, yada çamur topladığında mibzeri kaldırdığın an, sayaç tetiklememiş oluyor. Doğal olarak cihazın yeniden ayarlama ihtiyacı çıkıyor. Allah göstermesin, ayar bir unutulursa, vay tarlanın haline.

- Düğer etken de iz bırakıcılı mibzerde ekim nasıl yapıldıysa, bundan sonraki ilaç ve gübrlemer de aynı istikametten yapılma gerekliliği. Yön, istikamet, rota değiştiremiyorsun. Bu yöntem free, tarlayı istediğin açıdan, istediğin şekil ile, istediğin doğrultudan hatasız ilaçlama imkanı sunuyor.

Yanlış anlaşılmasın. Iz brakıcılıya kötü demiyorum. Lakin imkan olmadığında ve yöntem doğru uyguladığında, bu yöntem de iz bırakıcılı mibzer kadar stabil olabiliyor.

Alıntı yapılan: sebazios;902795

Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz



[/size]


Ağustos 19, 2016, 15:51:56
2
Otu Islatırsak? Malum bu yıl yağışlar dengesiz. Tüm kış kurak geçerken bahar yağışları illallah ettirdi. Bu durmadan en fazla etkilenenlerden bir kesim de ot işi ile uğraşan, ot yetiştiren çiftçilerimiz.

Uzun zamandır ot işi ile uğraştığımız için konu ile ilgili ile sıkıntısı olup çözüm arayanlara fikir vermesi amacı ile bu konuyu açmak istedim. Ekstra fikirleri olanlar, yeni tecrübe ve deneyim sahiplerinin de yöntemlerini bekliyoruz.


Otumuzu yağmura yakalatıp ıslatırsak ne yaparız? Soru bu.

Bu sorunun cevaplarını tüm alternatifleri ile sırası ile ele alalım.



Öncelikle 2 şeyi çok iyi bilmeniz gerekli.

I-) yağmura yakalanan bir ot hiçbir zaman eski kalitesine ulaştırılamaz. Burda yapılacak tüm uğraşlar, otu en az zararla kurtarmak için yapılan tedbirlerdir. Eğer hiçbirşey yapmazsanız otun tamamını kaybedebileceğiniz ihtimalini de unutmayın. Bir de tarladan çöpe dönmüş otu kaldırmakla uğraşırsınız.

II-) yağmurun ota vereceği zarar, otun kuruluğu ile doğru oranda artar. Ot ne kadar kadar kuru ise, zarar o kadar büyür.


İşlemlere başlamadan önce halk arasında kızışma olarak adlandırılan, fermantasyonun (maddenin fiziksel ve kimyasal yapısında, bakteriler yada mantarlar gibi mikroorganizmalar tarafından yapılan değişiklik) ne olduğuna, nasıl meydana geldiğine değinelim.


Bir fermantasyonun başlaması için yani otun kızışabilmesi için 3 şey gereklidir:

1-) Nem (anlık değil, sürekli bir ıslaklık)
2-) Isı (ot için tehlikeli seviye 17-18 derecenin üstü)
3-) Organizma (ota zarar verebilecek her türlü bakteri, mantar, mikroorganizma)

Not: Üçü bir arada iken belirli bir de zaman gereklidir ama şu an bunu denkleme katmıyoruz.

Kızışma-küflenme denen olay bu 3 şartın gerçekleşmesi ile olur. Bu bir dengedir ve dengeyi bozabilirsek otu kurtarırız. Yani yukarıdaki ayaklardan biri dahi olmazsa, çürüme meydana gelmez, yada çok az, zararsız seviyede meydana gelir.

Şöyle anlatayım:
Dünyadaki tüm otların üzerine, biçmeden önce 10 ' larca kez yağmur yağıyor, hatta yağmur istenen bir durum bu. Çünkü otlar bozulmuyor. Lakin biçilmiş olan ot bozuluyor. Neden?

Çünkü ayaktaki ot, formu bozulmadığı sürece üzerindeki suyu süzüp toprağa akıtır. Suyu üzerinde barındırmaz. Yani denklemde kızışma için gerekli ayaklardan biri olan 'nem' yoktur.

Benzer durum saz çatılar için de geçerli. Saz çatılarında üzerindeki suyu süzüp kuru kalmayı başarabilirler. Artı toprak (mikroorganizmalar) ile de temasa geçmediği için 30, hatta 40 yıl çürümeden ayakta kalmayı başarabiliyorlar.

Lakin aynı sazı toprağın üstüne bıraktığınızda 1 ay içinde çürüyüp 6 ayda yok oluyor.

Buradaki diğer etken de topraktır. Biçilen ot toprağa değdiği anda, topraktaki mikroorganizmaların saldırısına uğrar. Çünkü toprağın işi çürütmektir.

Isı konusuna gelirsek, hava 5-6 derecede iken istediği kadar yağmur yağsın, ot kızışmaz. Çünkü yukarıdaki denklemde olması gereken 'ısı' faktörü eksiktir. Buzdolabındaki yiyeceklerin, dışardakilerden daha geç bozulmasının sebebi ile aynı. Bakteriler belirli bir ısının üzerinde faaliyete başlıdığı için, ortam sıcaklığı o ısıya ulaşmadığı sürece fermantasyon gerçekleşmez. Aynı yoğurdun mayalanması gibi.

Otları kızıştıran mikroorganizmalar genellikle 17-18 derecenin üzerinde faaliyete başladıkları için bu ısının altındaki sıcaklılarda korkmamıza gerek yok.

Yukarıdaki denklemde organizma yerine toprak ve oksijen de koyabiliriz. Benim toprak ve oksijeni katmama sebebim, otun bozulmasına sebep olan mikroorganizmaların zaten toprakta yaşıyor olması. Yani toprak bu denkleme ne kadar girerse, organizma sayısı arttığı için bozulma o derece hızlanır.



Öyleyse bize düşen görev, bu dengeyi bozmak, yani yukarıda belirtilen 3 unsurdan birisini denklemden çıkarmaktır. Ancak böylece dengeyi bozar, malımızı kısmen kurtarabiliriz.

Bu arada bizim bozabileceğimiz, çıkartabileceğimiz unsurlar da bellidir. Mesela ısı faktörüne istesek de müdehale edemeyiz. Çünkü havayı ısıtma yada soğutmaya gücümüz yetmez. Yada oksijeni kesme şansımız yok. Yada denklemdeki toprak unsuruna etki edemeyiz.

O halde bizim etki edebileceğimiz, hemen hemen tek unsur 'nem'dir.




Bunun için yapılacaklar, otun o anki durumuna göre diğişiyor. Sırası ile anlatalım.

1-) Ot balya yapılmış ise:
Makina girdi, otu bağladı, balyaları kuruya çekemeden, taşıyamadan yağmur bindirdi. Yani balyayı ıslatırsak:

Yapılacaklar:
a-) yağmur daha yağmamış, yada yağmaya yeni başlıyorsa balyalar hemen Kılıç denilen dik pozisyona getirilir. Burda dikkat edilecek husus, balyaların piston bıçağı tarafından kesilmiş olan kısımlarının toprağa bakmasıdır. Bu biçimde balya içerisine daha az su alır. Bu, balyanın yağmura karşı direncini arttırır.

b-) yağmur sonrası hemen 1-2 balya açılarak içine bakılır. Eğer balyanın iç kısmında hafif bile olsa bir ısı artışı varsa, balya içerisine su almış demektir. Yapılacak birşey kalmadı. Bir an önce tüm balyaların ipleri kesilir, ve balyalar olabildiğince dağıtılır. Eğer bu yapılmazsa, balyalar çok kısa sürede kullanılmaz hale gelir. Yani ot çöpe döner. O nedenle elimizi çabuk tutmalıyız.

Balyanın içine giren suyu tespit etmeye kalkmayın. Çünkü el ile bunu anlamanız çoğu zaman imkansızdır. Burda dikkat edilecek nokta 'ısı'dır.

Eğer hava yağmaya devam edecekse, yine de değişen birşey olmaz. O balyaların açılması artık kaçınılmaz. Ama imkanınız var ise, balyaları kuru bir yere çekip orda açmak ve kurutmak daha iyi olur ama unutmayın. Kapalı bir mekanda kurutursak, yine 'kapalı mekanda balyalamak' zorunda kalırız. Ve emin olun bu oldukça zor olur.

Onun yerine tarlada, güneşin altında balyaları dağıtırsak, tekrar namlu yapmak için ot çevirme, rotorlu ot tırmığı gibi bi makina kullanabiliriz. İşçilik azalır.

Oldu ki 1-2 balyayı açtık baktık. Kızışma ve ısı artışı yok. Bu durumda birşey yapmaya da gerek yok. 1 gün bekleyip 1-2 balya daha kontrol edin. Hala ısı yoksa balyaların nemli taraflarının tam olarak kuruması için 1-2 gün daha güneşin altında tutmamız yeterli.

Burda dikkat edilecek husus, balyaların alt kısımlarının kesinlikle ıslak olmaması. Balyaları dikine koymak, toprağa değen yüzeyi de küçülttüğü için ekstra faydalıdır. Eğer çok uzun süren yoğun bir yağmur yağmamışsa, sıkı bağlanmış bir balya bu pozisyonda 4 parmaktan (9-10 cm) daha derine su geçirmez. Buna özellikle dikkat edin.

Özetle balyanın 'kılıç' pozisyonuna alınması bir nevi sigortadır. Çok güçlü ve ardaşık yağmurlarda faydası olmaz ama hafif yağmurları sorunsuz atlatmanızı sağlayabilir. Bu nedenle yurtdışındaki bazı balya makinalarına, balyayı bu şekilde yere bırakmak için özel düzenekler eklenebiliyor.



2-) Ot namlu yapılmış ise:
Otu biçtik. Ot kurudu. Namlu yaptık. Tam bağlayacakken yağmur bindirdi.

En tehlikeli durumdur. Özellikle namlular ne kadar kalınsa, kızışma o kadar çok ve hızlı olur.

Yapacağınız şey yağmur çamur dinlemeden, bir an önce o namluları dağıtmaktır. Bu durumda toprağın ıslak olup olmamasını önemsemeyin. O namluları dağıtın, nasıl dağıtırsanız dağıtın. Otun çamurlanmasından korkuyarsanız, korkmayın. Ot sağlıklı şekilde kurulduğunda çamur da kurur. seri bir çevirme ile üzerindeki toprağı, çamuru atar.

Eğer tarla kumsal ise namluları dağıtma işlemini makina ile yapabilirsiniz. Kumsal araziler, killi, kepir arazilere göre çok daha az çamur olduğundan bu avantajı kullanabilirsiniz.

Makina ile dağıtma işini de kısaca özetleyelim:

Bu işi en iyi yapabileceğiniz makina aşağıdaki resimde olan ot dağıtma makinasıdır ama maalesef Türkiye ' de çok ama çok az kullanılan bir makina. Şu ana kadar sadece 1 kişide gördüm ve inceledim. Iklim olarak Türkiye ' de pek gerekli olmadığından bulabilmeniz zor. Yalnız bize göre daha fazla yağış alan Almanya, Hollanda, Avusturya, Ukrayna, Bulgaristan gibi Avrupa ve Balkan ülkelerinde sık gerek duyulduğu için oldukça yaygın. Ama bizde yok.



Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Ot dağıtma makinası. (Sadece dağıtma ve çevirmeye yarar. Namlu yapmaz)

Bu makinadan bulamadığımızda kullanacağımız 2 adet seçenek kalıyor.

1-) Helikopter tırmıklar: tırmıkları tepe kolunu uzatarak geriye yatırıyoruz. Tırmıklar takiben yerden 5-8 cm yukarıdan gitmeli. Toprağa asla dağmemeli. Toprağa değerse dağıtma değil, toplama yapar.

Bu şekilde tırmık, namlu yapılmış otu namlunun yarısından bölerek ikiye ayırıyor. Bu işlem esnasında kuyruk mili devrini olabildiğince yükseltin ve çevirmenin yığma perdesini açın. Otlar savrulursa dağıtma işlemi kolaylaşır. Bu ayarı yaptıktan sonra namluyu iki terekin arasına, (traktörün tam altına) alarak hızlı şekilde namluları dağıtanilirsiniz. Üstelik otları da çiğnememiş olursunuz.
Helikopter tırmık genel olarak ot toplama makinası olarak bilinse de uygun ayar ile kısmi dağıtma da yapabiliyor.

Bilmeyenler için helikopter tırmık:


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


2-) Akrobat (yıldız) tırmıklar: Çoğumuzda bulunan yıldız tırmıkların pek bilinmeyen bir özelliği de ufak bir ayar değişikliği ile dağıtıcı yada çevirici olabilmeleri. Bunun için hangi ayar, nasıl yapılır aşağıdaki resmi dikkatlice inceleyerek görebilirsiniz.



Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Yalnız burda dikkat edilecek kısım, sadece kol ayarları ile oynamak. Eğer yıldız lerı ters çevirmeye kalkarsanız, makina iş yapmaz.


Namluyu dağıttık. Ya sonra?

Namluyu dağıttıktan sonra sonra otun alt tarafının ıslak kalmasına izin vermeden sürekli çevirmemiz gerekiyor. Bunun için en iyi yöntem bildiğimiz akrobat (yıldız) tırmıklar. Çevirme moduna alarak sürekli otu çevirmeliyiz. Otun altı ıslak, üstü kuru olduğu, üstüne de hava sıcaklığının arttığı an, tehlike çanları çalmaya başlar. Buna asla izin vermeden, otun her tarafının eşit seviyede kurutmak ana amacımız. O ana kadar çevirme işlemine devam etmeliyiz.

Otun altı üstü,her yanı kurumadan asla namlu yapmayın. Bu kurumayı geciktirir.

Otu çevirmedeki amaçlardan birisi de buharlaşma ile ısıyı düşürmek. Nasıl ki banyodan çıktığımızda, üzerimizdeki su buharlaştığı için vücudumuz ısı kaybeder ve üşürüz, ot da çevrildiği an ıslak yüzeyleri yukarı geldiği için buharlaşma başlar ve ısı düşer. Bu da kızışmayı azaltan önemli etkenlerdendir.

Çevirme işini hızlı yapabilmek için elimizdeki tırmığın büyük olmasında yarar var. Biz 10 ' lu çevirme ile yarım saatte 30 dekar yeri çevirebiliyoruz. Bu da çok önemli olan zamanlamayı iyi tutturmamızı sağlıyor.


3-) Ot biçilmiş, ama namlu yapılmamışsa:

2. Seçenekte, 'namluyu dağıttık, ya sonra?' yazılı yerden itibaren anlatılanların aynısı burda da geçerli. Otun bir tarafı ıslak iken bir tarafı kuru kalmamalı. Buna asla izin vermeyin. Gerekirse 5 kez çevirin ama her tarafının eşit hızda ve zamanda kurumasını sağlayın. Bu işlemi düzgün yaparsanız, daha az bir zayiatla, üstelik küflenme, kızışma olmadan, sadece belli bir miktar kararma ile yırtarsınız.

Son olarak yağmura yakalayılan ot, uzun süre bekletilmediği sürece bünyesinde bir miktar nemi muhafaza ediyor. Bu nemin balyayı kızıştırmasını istemiyorsak, balyaları çok sıkmadan, olabildiğince küçük boyutta bağlatın. Balyacı ile konuşur, durumu anlatırsanız, gerekli indirimi yaptırır, zarar etmezsiniz.



Önemli ayrıntılar:
- Bir namnunun altını ıslatamayan, yani toprağa 1-2 cm ' den fazla işlemeyememiş hafif yağmur yada bulut geçişleri ota hiçbir zarar vermez. Bahsedilen önlemler ağır yağışlar için geçerlidir.

- Ot için en tehlikeli hava, bir yağmur, bir güneş, bir yağmur, bir güneş şeklinde ve 1 haftadan uzun devam eden, bu sürece otu ıslak bırakan havalardır. Evlerden ırak.

- Çevirme esnasında namludan yada ottan yoğun bir siyah dumanın yükselmesi, otun ve mücadelenin kaybedildiği anlamına gelir. Geçmiş olsun. Tüm yapılan çalışma ve uğraşlar, o dumanı görmemek içindi.

- Ot işi oldukça riskli, stresli bir iştir. 1 hafta, bazen 10 gün süren bir hasat dönemi düşünün. Ve bu dönemde asla yağmur yağmamalı. Ot ekenler bu riski herzaman gözle almalı.

- Geniş yapraklılar (baklagiller ve yoncagiller) dar yaprıklılara (buğdaygillere) göre daha kaliteli yem bitkileridir ama daha hızlı çürürler. Yağmura karşı mukavemetleri / dayanıklılıkları daha azdır.

- Kendi gözlemim, ıslanmaya en dayanıklı geniş yapraklı yem bezelyesi, en dayanıksız olan adi fiğ.

- Kendi gözlemim, ıslanmaya en dayanıklı dar yapraklı çavdar-tritikale, en dayanıksız olanı erken biçim arpa.

- Sıkmalı makina ile kuruma %20-40 daha hızlı oluyor ama ıslanmaya karşı direnç de o kadar düşüyor. Islanmaya karşı en dayanıklı biçim şekli, otun formunu bozmadığı için tambur ile yapılan biçim.

- Kumsal-kumlu topraklar, ıslanmaya karşı otu en fazla koruyan araziler. Kepir, killi topraklar çürümeyi hızlandırıyor.

- Islatıldığı için kullanılmaz hale gelen otu, bazı hara ve at çiftlikleri çok düşük fiyattan (samandan ucuza) yataklık malzeme olarak alabiliyor. Zararı karşılamaz ama en azından azaltır. Bu ihtimali de bir kenara not alın.



Bu yazının inşallah birilerine yardımı dokunur. Kurtaracağımız tek çöp ot, tek bir yaprak bile, hayvanlarımızın rıskı, milletimizin kazancıdır.

Herkese bol güneşli, yağmursuz hasatlar..


Ağustos 19, 2016, 15:55:05
1
Ynt: Balya Makinası Bakımları Üzerine Konu İle ilgili ek bilgiler:

Balya makinası Nasıl bağlar?

Bir bağlama grubunun düğümü tam olarak nasıl attığını merak edenler için gelsin.

Aşağıdaki videoda 38. Saniye ile 45. Saniye arasında ağır çekim olarak gösterilmiş. Iyi seyirler:





Aşağıdaki video da büyük prizmatik balya makinalarının çalışma sistemini ve bağlama düzeneğini gösterir video.

Boyutlarda değişse de düğüm mantığının aynı olduğu görülüyor.






Ağustos 19, 2016, 19:02:32
1
Ynt: Organik Madde ve Önemi
Paylaşım için teşekkürler.

Eğer hayvancılıkla uğraşmıyorsanız buğday saplarını satmayınız kıydırınız bulup bulabileceğiniz en ucuz en basit yollu organik maddedir.

Artı rep verecem, veremiyorum. Site o kadar donanımlı değil. Anla.

Ağustos 20, 2016, 23:57:16
1
Toprak İşleme Ekipmanlarından Maksimum Fayda İçin Basit Beceriler

Süleyman yaptığın işlem doğru. Üstüne bu işlem oldukça eski bir yöntem. Yumuşak ve ince malzemenin, sert malzeme ile kaplanması işlemi. Dediğin gibi sürtünmenin yoğun olduğu bölgelerde ömrü artırır.

Ama hangi malzemelerde?

Eğer bu işlemden sonra bıçağın ömrü artıyorsa, bil ki işlem uyguladığın bıçaklar doğru bir ısıl işlemden geçirilmemiş, düşük karbon içerikli, düşük sertlik ve kalitede çelikten imal edilmiş, daha basit hali ile atölye üretimi bıçaklardır. Özetle kalitesiz bıçaklardır.

Günümüzde fabrikasyon üretilen bıçaklar (ki matkap tezgahında delemezsin bu bıçakları) yüksek karbon içeriğine sahip. Usülüne uygun yapılan ısıl işlem, menevişleme ve 14 mm ve üstü et kalınlıkları ile sistematik üretilen bu bıçaklara kaynak vurduğunda, ısı nedeni ile çelik içerisinde haps olmuş karbon açığa çıkar. Daha genel tabiri ile çeliğin suyunu kaçırırsın.

Bu da taşa vurduğunda, kaynağın iç bölgelerinde yamulma olarak geri dönebilir.

Tavsiyem pulluğun ana aksamını revize ederek bilinir markaların bıçakları kullanılabilecek formda değiştirmen olur.

Şöyle ki Ünlü'nün 14 no ve üstü numara pullukları, kulak başına 70 dekarı sorunsuz deviriyor.

Yılmaz abi peki ısıl işleme uğramış bir uç demir yada pulluk demiri kaç para ? Gerçek ısıl işleme uğramış bir demirden bahsediyorum buna kaç kişi sahibiz ? Bahsettiğin revize için fiyat bilgisi verebilirmisin ?

Ayrıca bu işlem sonrası ömür artmasının ısıl işlem demir olmaması fikrinede kesinlikle katılmıyorum. Çok basit ve net şekilde Amazone rotovatör dişlerinin 250 hp lik traktörle direkt anızda ekimde 1000 dekardan 1200 dekara kadar dayanmasını bu şekilde özetleyebilirim. Kaçan çeliğin suyumudur deniz suyumudur bilemem... Bir gerçek var ki uygulandığı bölgede malzemeyi büzüp dahada sertleştirdiği.

Son olarak pulluğa 25 bin lira vermedikçe benim mevkimde kurakta bir demirle 70 dekar sürüm yapabilecek adamın alnını karışlarım.net bir sere sürüp bitki artıklarını bile gömemeyip sürdüğünü sanar sadece. Kaldı ki Ünlü kurakta yürümeyen bir pulluktur traktör öldürmeye birebir sürüm esnasında sürekli silkinir durursun.

Arzu eden varsa konum atayım buyursun gelsin.

Not: bu konu faydalı olsun diye bahsettiğim koşullara göre açılmıştır değerler buna göre verilmiştir ona göre değerlendirip yorum yapmakta fayda var.


1-) Kepir toprak, kumsala oranla daha az aşınım yapar. Yani Trakya'da bıçak ömrü olarak en avantajlı yerdesiniz.

2-) Yeni nesil (2010'dan sonra) üretilmiş herhangi bir ısıl işlemli fabrikasyon pulluk bıçağı (marka olmak kaydı ile) kullandın mı?

Ünlü, Alpler, Aydın'den birer tane, artı olarak 3 adet de Trakya menşeili atölye yapımı olmak üzere 6 pulluğum var düzenli kullandım. Hepsinin ne kadar sürdüğünü tek tek hesaplayarak konuşuyorum.

3-) Konu "ünlü pulluk motoru yoruyor" değil, bıçak ömrü.

4-) Isıl işlemli bıçaklara gelirsek. Kuhn +2500 dekar sürüyor ama çok para. Uç kısmında tungsten kaplama var. (Bir ara irtem bazı baltalarda kullanılmıştı bunu ama maliyet nedeni ile talep gelmeyince vazgeçilmiş)

Ünlü'nün bıçakları (kendi üretimi ve 14 numara 4'lü için konuşuyorum) 350 dekarı devirir. 75 lira tanesi.

Aynı şartlarda Alpler de 250-300 dekarı civarında geziyor. 60-65 lira civarında orjinal bıçak.

Bu iki markanın Konya yapımı imitasyonları var. Bıçak et kabalığı daha ince (10-12 mm) ve çeliği daha kalitesiz. Bunların fiyatı da 40-55 lira arası ancak ömürleri 150-160 dekarı geçmiyor.

Anlaşılacağı üzere, ısıl işlemden geçmiş en kötü yerli bıçak dahi senin değerleri yakalıyor.

5-) Ve en önemli konu, sadece sertliği artırmak ömrü uzatmaz. Sert malzeme daha hızlı aşınır. Hatta Konya üretimi bıçakların ana problemi bu. Ama belirli bir sertlik yakalanmadığında da yamulma ve körelme meydana gelir.

Özet olarak iyi bir bıçak darbe aldığında yamulmayacak kadar sert,
Çok hızlı aşınmayacak derecede yumuşak ve bu nedenle
Direnç noktaları, körelmeye karşı tungsten ve benzeri "yüksek mukavemetlerli malzememelerle kaplanmış" olmalı.

Bu bakımdan senin yaptığın doğru. Yumuşak bir demirin uç aksamını sert malzeme ile kaplıyorsun ama...

Bu işlem, ısıl işlem görerek (su verilerek) sertleştirilmiş bıçaklar için doğru bir uygulama değil. Bıçağın özelliğini yitirmesine neden olursun.

Ağustos 22, 2016, 14:51:21
1
Mibzer Kullanımı ve Ekim Yapmanın Püf Noktaları
Mibzer ile ekimde hızlı ve kaliteli işçilik için hepimiz kendine göre bazı yeni yöntemler geliştirmiştir. Kendi bulduğumuz yada çevremizde gördüğümüz bu yeni ve pratik yöntemleri, püf noktalarını bir başlık altında toplayarak güzel bir kaynak oluşturalım istedim.



İlk taktik de benden gelsin:

Genelde az zamanım olduğunda kullandığım bir yöntem:

Ekilecek olan araziye (tahıl, yem bitkisi vb.) atılacak taban gübresi kova ile seri bir şekilde saçılır. Ardından kültivatör yada disk-harrow ile tohum yatağı hazırlanır. Bu şekilde gübremiz ekim öncesi atılmış olduğundan ekim esnasında gübre ile uğraşmak zorunda kalmıyoruz.

Peki bunu nasıl avantaj haline getirebiliriz? Çok basit: Gerekli atım ayarlarını yaptıkan sonra mibzerin her iki gözüne de (yani gübre gözüne de) tohum koyarız ve ekime başlarız.

Bunun 3 avantajı olur:
1-) Gübreyle uğraşmayacağınız için sadece tohumu alıp ekime gidersiniz, iş azalır.
2-) Bildiğiniz üzere ekilen tohumun filizlenme ve köklenmesi için taban gübresindeki fosforun toprakta hazır vaziyette bulunması gerekmektedir. Taban gübresi önceden atıldığı ve toprakta çözüldüğü için tohumlar, tohumun gübre ile atıldığı klasik ekime göre daha hızlı çimlenir.
3-) Mibzere 2 kat tohum yükleyebildiğiniz için tohum bitti diye zırt pırt römorka gitmenize gerek kalmaz. Tonum yüklemek için eskiden 10 kez duruyorsanız bu yöntemde sadece 5 kez durur ve zamandan kazanırsınız.



Ağustos 22, 2016, 23:28:25
1
Ynt: Hayvancılık Ama Hangisi? Oğuzhan Hocam düşünce ve yaklaşım, özellikle de tedbirli duruşunuz çok güzel.

Abartı gelebilir ama ömrüm hayvancılıkla geçti. Özellikle koyun ve keçilik yapan bir insanın çekebileceği her çileyi çektim. Uçurumdan düştüm, Koç vurdu, susuzluktan balçık içtim, parmaklarım dondu, daha 15 yaşında 320 oğlak ile birlikte 24-25 gün hiç insan görmeden dağda kaldım. Öz ağabeyimle bir tuttuğum emmoğlunun düğününe, dedemin cenazesine gidemedim yalnız bırakıp hayvanları.

Yani çekmediğim çilesi kalmadı.

Tam aksi yönde keyfini de sürdüm. Tüm köyü davet edip kuzu da çevirdim, et yemeye gark oldum, hayvanın para ettiği senelerde 1 büyük tarla ve 1 sıfır traktörü peşin de aldık. Kızımla yeni doğmuş 3'üz kuzuları sevdik. 1200 tane keçi, bir burundan aşağı doğru, kara bir bulut gibi yıkıldıkları zaman karşı burunda kayanın üstünde bir sigara yakıp seyre de durdum.

Hayvancılık dönemsel çok kazandıran, dönemsel süründüren bir iş olsa da, bu işi zor ya da kolay yapan maddi boyutu değil. Manevi boyutu.

Çobanlığa peygamber mesleği derler. Ama çobanlık / hayvancılık kesinlikle bir meslek değil.

Hayvancılık bir yaşam şekli.

Hayvanlarla kurduğun o dehşet verici diyalogdan, bu işi yaptığın için insanların sana olan bakış açısına kadar, her şeyi ile bir yaşam şekli.

İşte bu işe başlayan ya da başlamaya niyetli olanların en büyük yaptıkları hata da bu. Bu işi bir meslek olarak görmek.

İnsan, zorda kaldığında her mesleği yapabilir. Ama insan her yaşam şekline ayak uyduramaz. Önemli olan nokta da tam olarak bu.

Bu nedenle, bu işe başlama niyetin varsa, mera, yem, depo, hayvanın cinsi, ırkı, su, ahır piyasa gibi teknik ve maddi konulardan çok daha önce, bu yaşam şeklinin sana uygun olup olmadığını bulman ve bilmem gerekiyor.

Eğer bu soruya, romantizmim etkisinde kalmadan objektif bir cevap verebilirsen, işin bundan sonraki kısmı çok saha kolay.

Kurbanlık olarak aldığın o 4 koyun, bu kararı verirken sana yol gösterecektir emin ol. Süre kısa da olsa, hayvanla uğraşmanın Nasıl bir şey olduğunu, bu işin sana uygun olup olmadığını, en önemlisi de bu yaşam şeklini kabul edip edemeyeceğini anlayacaksın.

Ha kararı verdin mi? Sonrasından korkma. Bakılan hayvan 4 tane de olsa, 400 tane de olsa yapılan işi aynı. Sadece ölçeği değişiyor.

Yani öncesinde bana da sorsan, önereceğim şey "4 tane koyun alıp önce bir dene bakalım" demek olurdu.

Şu an için rota doğru. Önemli olan hedefe gidip gitmeyecenğine (kesin) bir karar vermen.


Ağustos 23, 2016, 02:56:47
2