toprakbilgi.com

Beğenileri gör

Verilen/alınan beğenileri gör


Beğendiğiniz iletiler

Sayfa: [1] 2
İleti bilgisi Beğeni sayısı
Sıvı Humik Asit Yapımı. Bir aydan fazla süredir fırsat buldukça üzerinde çalıştığımız " Sıvı humik asit yapımı " konusu forumda paylaşılacak kıvama geldi.

Bu sezon için malesef kısmen geç kaldık. Amacım konuyu en azından yazlık ekimlerden önce ete kemiğe bürünür hale getirmekti ama olmadı bir şekilde.

Forumda ve farklı kaynaklarda da bulunduğu gibi leonardit içindeki humik asitten faydalanmak için yapılan çözünme sonucu çıkan ürünün tarifini anlatmaya çalışacağım. Sıvı humik asit elde etmek için kendi çapımda araştırma yaptım. Çeşitli forumlar ve akademik makaleler okudum. Fakat benim hedefime tam manasıyla ışık tutacak bir tarif, veri bulamadım. Bende bütün verileri @Demir ile fikir alışverişinde bulunarak minik bir üretim yaptım. Leonarditi potasyum hidroksit ( KOH ) ile şu içerisinde tepkimeye sokarak humik asit elde ettim.

İşin mantığından başlayalım. Leonardit içerisindeki humik-fulvik asit alkali bir ortamda açığa çıkıyor. Bizde bunu hedefleyerek en mantıklı alkali ortamı oluşturmak istiyoruz fakat bu ortamda bitki, çevre ve insan için zararlı bir şey bulunmamalı. Bu konuda kuvvetli baz olan KOH bizim için biçilmiş kaftan çünkü aynı zamanda bitki besin elementi.

Yukarıda da yazdığım gibi hedefime götürecek tam bir metne malesef ulaşamadım. Ama siz ulaşacaksınız. :)

Leonardit içindeki humik asiti
verimli alabilmek için suyun ph seviyesini 13 üzerinde tutmak gerekiyor.  Ph metre bizim için faydalı olacaktır.

Bir tez çalışmasında en verimli su/KOH oranının 1mol/lt olduğu sonucuna varılmıştır. Yani her litre su için 55gr KOH kullanıyoruz. Buradaki önemli olan su/KOH oranı. Leonardit miktarı için akademik bir veriye ulaşamadım. Yazılı ve görsel tariflere göre bir oran belirledim.

Formül şu,  20kg leonardit, 50lt su ve 2,5kg KOH. Siz yazmadan ben yazayım. Bu su miktarı için gerekli KOH 2,75kg olmalı. Evet ama ben cilde zararlı olduğu için aldığım yerde 2,5kg paketler hazırlatıp direk kovanın içine döküyorum.

Sıralamanın bir önemi yok. Ben suyun içerisine ilk önce Koh ekliyorum, çünkü leonardit eklendiğimde Koh her yerde olmuş oluyor. Leonardit önce koyulursa sonradan eklenecek olan Koh her yere nüfuz etmesi daha güç ve zaman alacak. Fakat Koh cilde zararlı olduğu için temastan kaçınmak ve koruyucu kıyafet giymek önemli.

Bu karışımı kürek vb bir aletle el değmeden karıştırıyoruz. Ben 3-4 kez karıştırdım ve ertesi gün tortu dibe çöktüğünde sıvı kısmı ilaçlama makinesinde kullanmak üzere aldım. Kalan kısmı biraz geniş bir elekte süzdüm, elbette daha koyu kıvamlı bir ürün oluyor bu da. Bu koyu sıvıyı yağmurlama ile atmak üzere ayrı bir kapta biriktirdim. Belkide iyice süzersem yine ilaçlama makinesinde kullana bilirim. Geriye kalan katı kısım çöp değil, onuda toprağa direk atabiliriz. Faydası var zararı yok.

En önemli yere geldik. Elde edilen verim ve çıkan ürünün içeriği nedir?

Şimdi önce şunu yazayım. Sıvıdaki humik asit oranı ile kullandığımız leonardit içeriği arasında bir oran kurmalıyız. " Leonarditten humik asit üretim tesisi için en karlı yöntem nedir?" üzerine yapılan akademik bir çalışmada su çeşitli sıcaklıklara kadar ısıtılmış, çeşitli oralarda Koh eklenmiş ve çeşitli devirlerde karıştırılmış. Bu yöntemlerin verime olumlu etki sırası, Koh miktarı, ısı ve karıştırma devri.  Fakat karıştırmanın kayda değer bir katkısı olmamış. Bunu es geçebiliriz. Isının olmuş ama çok yüksek oranlarda değil. En ideal Koh oranı ise 1mol/lt olarak belirtilmiş. Bu tezde en yüksek verim %65, yani leonardit içindeki humik asitin %65'ini çözebilmişler.

Çok uzattım, ama az daha sabır.

Arkadaşlar çıkan ürünü Laben labaratuvarına, analize gönderdim. Gelen sonuçta humik asit oranı %8,6 çıktı. Kullandığım leonardit düşük kalitede olduğu için buna orantılı içerikte  bu seviyede çıktı.

Peki bu bir başarı mı? Leonardit içeriği ile elde ettiğim humik asit oranına baktığımızda aldığım verim %54, tezde ise %65'di.

Eğer kaliteli bir leonardit bulursam bu sayede humik asit yüzdesi artacak ve en önemli maliyet olan KOH miktarı değişmeyeceğinden daha karlı bir iş yapmış olabileceğim / olabileceğiz.

Buraya kadar okuduysanız sabrınızı takdir etmek gerekir. :)


Mayıs 04, 2018, 22:08:42
1
Ynt: GENÇ EYMİRLİ'NİN OBJEKTIFI!!!
köyümüzün arka tarafından bi fotoğraf
Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

SM-C5000 cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi



Süper :)

Haziran 18, 2019, 10:23:46
1
Mahkeme kararıyla satışa çıkan tarla için kredi kullanımı hakkında Merhabalar değerli forum üyeleri,

Bu konuda tecrübelerinizi öğrenmek ve/ ve ya görüşlerinizi almak isterim.
Mahkeme yoluyla satılmasına karar verilen bir ve ya birden fazla tarla olduğunu varsayalım.
Sizin de bu tarlalarda hisseniz olduğunu varsayalım. Dolayısıyla satış için yapılan ihaleye teminat yatırmadan girebiliyorsunuz. İhalede en yüksek teklifi verip tarlayı almaya hak kazandınız diyelim.
İhale tarihinden itibaren 10 iş günü içinde ödemeyi yapıp tapuyu alabilirsiniz normal şartlarda.

Benim sorum bu tarlaları alırken ziraat bankasından kredi kullanımı ile ilgili. Tapuyu üzerinize alırken kazanmış olduğunuz ihaleye dayanarak Ziraat bankasından düşük faizli kredi kullanabilir miyiz?
Yani traktör ve ya araba alırken faturayı gösterip kredi kullandığımızda banka ödemeyi nasıl satıcıya yapıyorsa buradada ihaleyi düzenleyen satış müdürlüğüne ödeme yapabilir mi?


Eylül 22, 2019, 19:53:47
1
Ynt: Mahkeme kararıyla satışa çıkan tarla için kredi kullanımı hakkında Banka arazi alım kendisini kullanmanız için önce tapunun üzerinize çıkması gerekiyor. Tapu dairesinde işiniz bittikten sonra bankaya gelip onaylanan krediniz alıcı(ların) hesabına yatıyor.

Burada durum farklı. Önce paranın ödenmesi sonra tapu kadının üzerinize olması gerekiyor. Bu şartlarda arazi Kullanım kredisi kullanamazsınız. Aynı durum izale-i şuyu davası sonucunda alınan arazi içinde geçerli.

Eylül 22, 2019, 20:41:08
1
Ynt: Mahkeme kararıyla satışa çıkan tarla için kredi kullanımı hakkında
Banka arazi alım kendisini kullanmanız için önce tapunun üzerinize çıkması gerekiyor. Tapu dairesinde işiniz bittikten sonra bankaya gelip onaylanan krediniz alıcı(ların) hesabına yatıyor.

Burada durum farklı. Önce paranın ödenmesi sonra tapu kadının üzerinize olması gerekiyor. Bu şartlarda arazi Kullanım kredisi kullanamazsınız. Aynı durum izale-i şuyu davası sonucunda alınan arazi içinde geçerli.

Teşekkür ederim.
İzale-i şuyu davası için sormak istiyorum. Davaya konu olan tarlanın hissedarlarından biri olarak hakim tarlayı  sizin almanıza karar verse bile yine de önce parayı yatırıp sonra mı tapuyu alabiliyoruz.
Mahkeme kararını gösterip kredi kullanarak ödemeyi yapıp tapuyu alamaz mıyız?

Eylül 22, 2019, 20:47:02
1
Ynt: Mahkeme kararıyla satışa çıkan tarla için kredi kullanımı hakkında Rica ederim.
Malesef kullanamıyorsunuz. Çünkü bu davada satış işlemi, siz ödemeyi yaptıktan sonra gerçekleşiyor.
Banka ise sadece satış işlemi gerçekleştikten sonra ödeme yapıyor.
Hissedar olmanız bu durumda size bir avantaj sağlam.ıyor

Eylül 22, 2019, 20:54:15
1
Ynt: Mahkeme kararıyla satışa çıkan tarla için kredi kullanımı hakkında Konuyu açmam ki neden de halen devam eden ortaklığın giderilmesi davamızın olması.
Dava süreci devam ediyor. O nedenle bilgi almak istedim.
Yani her iki durumda da almak istediğimiz parsel ve ya parseller için önce ödeme yapmamız gerekiyor.
Bu durumda tarla alım kredisi kullanmayacağımız için daha yüksek faizli bir kredi kullanmamız gerekecek.

Eylül 22, 2019, 21:08:55
1
Ynt: Mahkeme kararıyla satışa çıkan tarla için kredi kullanımı hakkında
Her iki durum sonrası tekrar  alışveriş olursa kredi kullanma şansı doğabilir.
Güvendiginiz bir kişi tarlayı alıp sizde bu kişiden arazi alım kredisi kullanarak ikinci bir satış yapılabilir. Ama atılan taş ürkütülen kurbağaya değer mi?... Ona siz karar vereceksiniz.

Eylül 22, 2019, 21:17:12
1
Ynt: Mahkeme kararıyla satışa çıkan tarla için kredi kullanımı hakkında
Güvendiginiz bir kişi tarlayı alıp sizde bu kişiden arazi alım kredisi kullanarak ikinci bir satış yapılabilir. Ama atılan taş ürkütülen kurbağaya değer mi?... Ona siz karar vereceksiniz.

Bizim için nasıl bir yol izlememiz gerektiği aşağı yukarı belli oldu.
Biraz daha yüksek faiz ödeyip şansımızı zorlayacağız gibi görünüyor.

Eylül 22, 2019, 21:23:27
1
Ynt: Mahkeme kararıyla satışa çıkan tarla için kredi kullanımı hakkında
Teşekkür ederim. BCH ticari krediyi biraz açar mısınız?
çoğu işletmeyi batağa sürükleyen kredi çeşididir.
Başvuru yapıldığı gün içerisinde acil nakit ihtiyacına cevap verir ama bu krediyi ilk fırsatta kapatmak gereklidir çünkü faizi günlük ve yüksektir.
Borçlu cari hesap kredisinin kısaltmasıdır.
Daha açık anlatmak gerekirse
Diyelim ben bir esnafım piyasada 1 hafta sonra ya gelecek 100 150 bin alacağım ve param var ama başka bir iş mal veya hizmet alımı içinde acil olarak 120 bin ihtiyacım oldu
Bu kredi bu bir haftalık zamanda bana can simidi oluyor ki çark dönmeye devam etsin.
Ama 1 hafta sonraki alacağını alamazsan yada aldığında kapatmazsan faiz günlük olarak işlemeye devam edip bir müddet sonra patlatıyor adamı
Yani bu krediyi kullanabilirsen akabinde bir satış daha yapıp düşük faizli arazi kredisini mutlaka çıkarman gerek bence

Eylül 23, 2019, 03:22:31
1
Gerçek Bekamız "Alıntıdır."

Beka sorununda hükümetin gizlediği gerçekler;

Türkiye aynı Osmanlı’nın son dönemlerindeki gibi karanlık bir tabloyla karşı karşıya, çok ciddi problemlerimiz var. Peki problemlerimiz olduğunu kabul ediyor muyuz?
 
Arapçadan dilimize geçen “beka” kelimesi, devletin varlığını iç ve dış tehditlere karşı devam ettirmesi anlamına geliyor. Kuruluşundan 96 yıl sonra bugün Türkiye’nin bekasının tehlikede olup olmadığını tartışıyoruz. 17 yıldır kesintisiz iktidarda olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerel seçimlerde kendilerine oy verilmezse ülkenin bekasının tehlikeye gireceğini iddia ediyor. Gerçekten böyle bir tehdit varsa çok ciddi tedbirler almak gerek. Ama maalesef kendisi de kamuoyu da gerçek beka tehlikesinin farkında değil.

Yaklaşan tehlikeyi kavramak ve doğru tedbirleri almak için bekasını devam ettirememiş bir örneğe bakmak çok faydalı olacaktır.Bundan önceki devletimiz Osmanlı İmparatorluğu, 200 yıl beka mücadelesi verdikten sonra başarısız olarak tarih sahnesinden çekilmiştir.

BEKA SORUNU VE OSMANLI ÖRNEĞİ

Elbette Osmanlı’nın yıkılmasının birçok sebebi vardır. Ancak belki de en önemli sebep üretimsizliktir. Ülke 16’ncı yüzyılın sonlarından itibaren teknolojik gelişmelerin gerisinde kalmaya başlayarak yavaş yavaş üretimden kopmuştur. Kendisi üretemez hale gelip, pazarlarını dükkanlarını yabancı malları istila edince devlet para kazanamaz hale gelmiştir. Bütçe ciddi açıklar vermeye başmış, açıkları kapatmak için konulan ağır vergiler vatandaşı ezmiştir. Alım gücü azalan vatandaş, ekonominin daha da daralmasına neden olmuştur. Bu sarmalda aç kalan halk defalarca isyan etmiştir.

Osmanlı döneminde halkın devirdiği 8 ila 10 padişah vardır. Osmanlı Mutlakıyet ile yönetiliyordu. Padişahın ağzından çıkan kanundu. Güvenlik kuvvetlerinden yargıya kadar her şey ona bağlıydı. Hatta sahip olduğu halife sıfatı padişaha ayrı bir dokunulmazlık sağlıyordu. Buna rağmen çöküş döneminin padişahları iktidarlarını koruyamadı. Bir kısmı tahttan düşmekle kalmayıp, kötü gidişatın bedelini canlarıyla ödedi.

Padişahların tahttan indirilmesi, “Yeniçeri İsyanları” ile açıklanarak geçiştirilir. Aslında konu bu kadar basit değildir. Her isyanın arakasında ciddi bir ekonomik kriz vardır. Halk aç ve perişandır. Bir noktadan sonra Yeniçeriler (güvenlik kuvvetleri), kendileri de maaş alamaz duruma düşünce, halkı bastırmaktan vaz geçerek isyanın liderliğini üslenip padişahları devirmiştir.


Çöküş döneminin padişahlarının hepsi, tahtan indirilerek öldürülme korkusuyla yaşamıştır. Bu haklı korku, onları para arayışına yönlendirmiştir. Çünkü ekonomiyi ayakta tutacak kaynağı bulamazlarsa, iktidarlarını koruyan kesimlere maaş ödeyemezlerse,yeni bir isyan kaçınılmazdır. Peki para nereden bulunacak? Maalesef bu konuya fazla kafa yorulmamış, işin kolayına kaçılarak borçlanmanın sorunu çözeceği yanılgısına düşülmüştür.

BORÇLANMANIN GETİRDİĞİ YIKIM

Belki biraz ağır olacak ama çöküş dönemi padişahlarının neredeyse tamamı iyi birer dilencidir. Hemen hemen hepsi borç para alabilmek için yabancılara yalvarmış, iktidarlarını devam ettirebilmek için devletin bekasını tehlikeye atan birçok tavizi vermekten çekinmemişlerdir.

Devletin bekası açısından kritik eşiğin aşıldığı dönem II. Abdülhamit dönemidir. II. Abdülhamit, yabancıların, “geri ödeme kabiliyetiniz kalmadı, artık size borç veremeyiz” söylemleri karşısında çaresiz kalmış ve dönemin IMF’si, “Duyunu Umumiye”nin ülkeye gelmesini kabul etmiştir. 1881 yılında imzalanan Muharrem Kararnamesi ile devletin ana gelir kaynağı, Rumeli topraklarının vergisi, tuz, tütün, alkol, ipek ticareti ve balıkçılıktan elde edilen vergiler Duyunu Umumiye idaresine bırakılmıştır.

Yabancılar,borç geri ödemesi için garanti gelir kaynağı elde edince, II. Abdülhamit’in yeni borçlanma taleplerine evet demiştir. II. Abdülhamit, ilki 1877, sonuncusu 1908 yılı olmak üzere toplam 13 borç anlaşmasına imza atmıştır.

Yabancılar, Osmanlıya her borç verişlerinde yeni tavizler kopartmıştır. II. Abdülhamit döneminde, bir ekonomiyi döndüren finans araçları bankalar, tamamen yabancıların elindedir. Ekonominin can damarları olan tren yolu, tramvay hatları, limanlar ve deniz ulaşımı yabancıların eline geçmiştir. İletişim araçları, posta ve telgraf hizmetleri yine yabancıların kontrolündedir. Hava gazı ve elektrik üretimi ile dağıtımını yabancılar yapmaktadır. Üretemeyen gelişmemiş ekonomilerin en önemli gelir kaynaklarından birisi olan madenler de yabancılara satılmıştır. Hatta iş o kadar ilerlemiştir ki tütün, yün ve ipek gibi para eden tarımsal ürünlerimizin bile ticareti yabancılar tarafından yapılmaktadır. Yabancılar bununla da kalmamış, İzmir bölgesinde Menderes ve Gediz nehirleri arasındaki verimli topraklarımızı bile satın almışlardır.

O dönemde yöneticiler varımızı yoğumuzu satın alan yabancılara kötü gözle bakmamışlar, bu işi devlet için bir gelir kaynağı olarak görmüşlerdir. Onların düşüncesine göre, bankacılık, ulaşım, iletişim, posta, elektrik, hava gazı gibi hizmetleri kimin verdiği önemli değildir.Önemli olan vatandaşın hizmet almasıdır. Hatta devlet, bu hizmetleri sağlayanlardan vergi alarak gelir bile elde etmektedir. Ancak dönemin yöneticilerinin gözden kaçırdığı önemli bir nokta vardır. Yabancılar bu hizmetlerden elde ettikleri geliri yurt dışına transfer etmekte Osmanlı topraklarında yatırıma dönüştürmemektedir. Çünkü Osmanlıda yeni yatırıma ihtiyaç duyan bir ekonomik yapı kalmamıştır. Halkın alım gücü çok zayıf olduğundan tüketme kapasitesi çok sınırlıdır. Devletin gelirleri ise ancak idari yapıyı ayakta tutmaya yetecek kadardır.

Ülkedeki şirketlerin yurt dışına kaynak transferinin üzerine, birde çarşı ve pazarlarımızı dolduran yabancı mallarına ödediğimiz paralar eklenince, yurt dışına kaçan para miktarı daha da artmıştır. Bu yüzden ülkede her zaman para kıtlığı çekilmiş, bu kısır döngüde ekonomi sürekli küçülmüştür. Küçülen ekonomiyle devletin toprak olarak küçülmesi doğru orantılıdır. Farklı etnik ve mezhep yapısına sahip olan topluluklar, daha iyi bir gelecek için başka arayışlar içine girmiştir. Özellikle halkın açlık sebebiyle isyan edip devletin zayıf düştüğü dönemlerde ülke toprak kaybetmiştir.

Bu süreçte Osmanlı devleti, vergi gelirlerini borç ödemesine ayırmak zorunda kalarak, ulaşım ve iletişim gibi stratejik sektörlerde söz hakkını yitirerek, yatırım ve üretimi canlandırabilecek finans kurumlarına hiç sahip olamayarak, önemli bir gelir kaynağı olan madenlerini satarak, yabancılara ticareti kontrol etme hakkı veren kapitülasyonları kabul ederek, ekonomik hayatın dışında kalmıştır. Elinde ekonomik yetkisi kalmayan padişahlar otomatikman devleti yönetme erklerini de kaybetmiştir. Bir devlet ekonomiye müdahale edecek araçlardan yoksun ise o ülke yarı sömürge demektir. Osmanlı önce yarı sömürge olmuş sonra borçlarının faizini ödeyemez duruma gelince de batmıştır.

DEVLETİ ASIL BATIRAN UNSUR II. ABDÜLHAMİT’İN DALKAVUKLARIDIR

Türkiye’de tarihçilerin önemli bir kısmında II. Abdülhamit’in yıkılmakta olan Osmanlının ömrünü uzattığı yönünde bir kanı vardır. Bu kanının aksine, Abdülhamit Osmanlının ömrünü uzatmamış, tam tersine Osmanlıyı yıkıma hazırlamıştır. II. Abdülhamit’in aldığı borçlarla iktidarı arasında doğrusal bir orantı vardır. Abdülhamit borç alarak ve ekonomiyi yabancılara teslim ederek kendi iktidarını uzatmış, ama onun bu politikaları devletin ömrünün kısalmasına sebep olmuştur.

Buradaki en kritik nokta Osmanlı’nın yaptığı bu ölümcül hatayı fark etmemiş olmasıdır. Hatanın fark edilmemesinin 2 temel sebebi vardır. Birincisi mutlakıyet rejiminin baskısı, özellikle II. Abdülhamit döneminde yaşanan istibdat, ifade özgürlüğünü yok etmiş, ifade özgürlüğü olmayan bir ortamda,devlet adamı ve aydınlar tartışarak doğru yolu bulma fırsatını kaçırmıştır. İkincisi ve en önemlisi dalkavuklardır.

II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarı döneminde etrafında aydınından, askerine, iş adamından, gazetecisine kadar birçok kesimi içine alan elit bir tabaka oluşmuştu. Bu elit tabaka iktidardan besleniyordu. II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi durumunda bunlarda makam mevki, güç ve paradan mahrum kalacaktı. O yüzden Abdülhamit’in hiçbir hatasını, yanlışını görmediler; görmek istemediler, padişahı uyarmak işlerine gelmedi. Çünkü eleştiri ve uyarılar, II. Abdülhamit’in iktidarını zayıflatabilirdi. Onun iktidarının zayıflaması dalkavukların iktidarının zayıflaması anlamına geliyordu. Bu yüzden kraldan daha çok kralcı oldular, eleştirenlere herkesten fazla saldırmayı bir görev bildiler. Her türlü yöntemle muhaliflerin sesini kestiler. Böylece yapılan hataların görülmesini engellerken tedbir alınmasının da önüne geçmiş oldular.Dalkavukların bu davranışları padişahların kendisinin çok büyük olduğunu hiç hata yapmadığını zannetmesini sağladı. Her şeyin yolunda gittiğini zanneden padişahlar ile kara tabloyu halka toz pembe göstermeye çalışan dalkavuklar maalesef koca devleti yıkıma hazırladı.

GÜNÜMÜZÜN BEKA SORUNU

Şimdi gelelim günümüze. 2002 yılında 129 milyar dolar olan borcumuz günümüzde 600 milyar dolarlara dayandı. Aldığımız borçları 1 kuruş döviz getirmeyen beton projelerine gömdük. Köprü, yol, tünel hava alanı gibi bu projeler, döviz kredileriyle yapıldığı için borç taksitleri ödemesi ülkeden inanılmaz miktarlarda döviz çıkışına sebep oluyor. Zaten ülkede çoğu sektörde üretim bitmiş durumda, her şeyi ithal ediyoruz. Bu sebeple sürekli cari açık veriyoruz. Bu açığı dış borçlanmayla kapatıyoruz. Ekonominin kötü gidişatını gören yabancılar da artık borç vermek istemiyor. Bankalarda 50 ila 70 milyar dolar civarında donuk kredi var. Bu miktarda para bulunup finans sistemine konulamazsa bu krediler batık krediye dönüşecek.Batık krediler,iflas ve işsizlik demektir. TÜİK verilerine göre genel işsizlik oranı %13,5’lara çıkmış. Son 1 senede işsiz sayısı 1 milyonartmış. Yeni iflaslarla bu işsizler ordusu daha da büyürse ne olacak? Türkiye’de çalışan kesimin %50’den fazlası asgari ücret ve altında paralar kazanıyor. İnsanlar bu parayı bile bulamazsa, toplumsal olaylara gebeyiz demektir.

Geçen sene gıda ithalatına yaklaşık 9 milyar dolar para harcamışız. Dış ticaret açığı verdiğimiz bu ortamda 9 milyar dolar tutarında gıda ithal etmek, borç parayla karnımızı doyurduğumuz anlamına gelir. Borç para bulmakta sıkıntı çekersek karnımızı nasıl doyuracağız? Günümüzde ülkeleri dışarıdan yıkmak mümkün değildir. Dış güç ABD bile olsa, Türkiye ölçeğinde bir ülkeye hiçbir şey yapamaz. Bizim gibi bir ülke, ancak ve ancak içeriden yıkılabilir. Halk aç kalırsa ne yiyecek? Birbirini yer. İşte beka meselesi burada yatıyor. Türkiye yüksek enflasyon, işsizlik ve açlık tehlikesiyle karşı karşıya.

BATAN GEMİNİN MALLARI

Ekonomi çevrelerinde acil olarak 50 ila 70 milyar dolar borç bulmamız gerektiği görüşü hâkim. Bunun için IMF’nin de gelmesine razılar. Pekâlâ bize borç verecek olanlar karşılığında bir şeyler istemeyecek mi? Mesela Varlık Fonuna koyduğumuz değerlerimizle ilgili talepleri olmayacak mı? Zaten Hükümet Varlık Fonuna koyduğu değerleri bir anlamda ipotek göstererek borç almıyor mu? Mesela bize yeni borç verecek olanlar,Varlık Fonuna koyduğunuz değerlerinizi satın dese ne olacak?

Örneğin, Ziraat Bankası ve Halk Bankasını satsak ne olur? Türkiye, karnını doyuramıyor, tarımsal üretimin mutlaka artırılması gerekir. Bu artış için kredi lazım. Ziraat Bankası yabancılara satılırsa bu krediyi kim, nasıl verecek? İstihdamı arttıran, işsizliği azaltan en önemli sektörlerden birisi Kobiler ve küçük esnaftır. Onları ayağa kaldırmak için de kredi gerekiyor. Halk Bankasını yabancılara satarsak, bu sektörleri kim, nasıl ayağa kaldıracak? En önemli değerlerimizden bir tanesi ETİ Anonim Şirketi, ETİ AŞ ile birlikte bor madenlerimiz de satılırsa ne olacak? Türkiye Petrolleri, BOTAŞ, Borsa İstanbul, THY, ÇAYKUR gibi kâr getiren ciddi ekonomik değerlerimiz yabancıların eline geçerse devletin ekonomiyi yönetecek hangi araçları elinde kalacak?

Küresel sermaye, bütün dünyada finans ve sigorta sektöründen devletin tamamen çıkmasını istiyor. 12 Eylül 1980 Darbesi öncesinde yaşanan ekonomik krizde, 24 Ocak kararları hazırlanırken,Türkiye’ye kamu bankalarını özelleştirmesi yönünde baskılar yapılmıştı. O zaman bu talebi hiç kimse karşılayamazdı. Çünkü parlamenter sistem vardı. Böylesi bir kararın hesabını hiç kimse Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) veremezdi.

PARLAMENTER SİSTEM CİDDİ EMNİYET SUPABIYDI BAŞKANLIK SİSTEMİ BÜYÜK TEHLİKE

Bu tür ciddi kararları almak parlamenter sistemde kolay olmaz. Türkiye’nin, Ziraat Bankası, Eti Maden gibi Varlık Fonuna konulan birçok değerini şimdiye kadar kaybetmemesinin ana nedeni, parlamenter sistemde uzun süre koalisyonlarla yönetilmiş olmasıdır. Baskılara dayanamayıp memlekete zarar verecek kararları almayı düşünen hükümetler, koalisyon ortakları tarafından yıkılmıştır. Beka tehdidini içeren karalar hep seçim sonrası kurulacak yeni hükümetlere havale edilerek, tehlike savuşturulmuş, bu sayede milli değerlerimizin elimizde kalması sağlanmıştır.

Şimdiye kadar yabancı dayatmalarına parlamenter sistem ve koalisyonlar sayesinde dayanmayı başarmıştık. Ama bugün Cumhurbaşkanlığı sistemiyle yönetiliyoruz. TBMM, tamamen işlevsiz hale getirilmiş durumda. Cumhurbaşkanı tek başına imzalayacağı bir kararname ile tank palet fabrikasını da satabilir, Ziraat Bankası’nı da. Böylesi kararları engelleyebilecek politik bir güç veya denetleyebilecek bir mekanizma yok artık.

Bu manada “başkanlık sistemi” Türkiye için bir beka tehdidi haline gelmiştir. Bunu şahıslardan bağımsız olarak söylüyorum. Bugün iktidarda A kişisi değil de B kişisi olsaydı o zaman da aynı tehlike söz konusu olacaktı.

SORUNUN ANA KAYNAĞI “TAKİYE” VE TAKİYECİLER

Türkiye aynı Osmanlı’nın son dönemlerindeki gibi karanlık bir tabloyla karşı karşıya, çok ciddi problemlerimiz var. Peki problemlerimiz olduğunu kabul ediyor muyuz? Açın bakın televizyonlara nerede hata yaptık, ekonomi nasıl düze çıkar tartışması yapılan bir program var mı? Bir tarım ülkesi olarak karnımızı doyuramayacak hale gelmişiz, tanzim satış kuyruklarına varlık kuyruğu diyoruz, bizi bu duruma düşüren hataları tartışabiliyor muyuz?

Ana akım medyada, sürekli halka şu mesaj veriliyor: İyi bir şey varsa mutlaka AKP ve Erdoğan yapmıştır. Ama kötü bir şeyler oluyorsa sorumlusu, PKK, FETÖ, dış güçler veya muhalefettir. AKP’nin veya Erdoğan’ın kötüye giden bir şeyde hiç payı yoktur; onlar asla hata yapmaz.

İktidardan beslenen iş çevreleri, bürokratlar, akademisyenler, gazeteciler kendi iktidarları, kendi kazançları kendi bekaları için gerçekleri vatandaştan gizlemeyi tercih ediyorlar. Ama aslında hepsi gerçeğin farkında, memleketin kötü yönetildiğini, işlerin kötüye gittiğini açık ve seçik görüyorlar. Peki niçin saklıyorlar? Sorun sadece çıkar meselesi mi? Galiba olay bu kadar basit değil.

Gerçek problem Müslümanların inancına sızmış “Takiye” belasında gizli. "Takiye", bir müminin belli durumlarda kendi canını, malını, ırzını veya başka bir mümin ve müminlerin can, mal ve ırzını korumak için ya da çıkacak bir fitneyi önlemek için görüşünü gizlemesi veya en azından susması, açık ve aleni bir girişimde bulunmaması anlamına geliyor. Kendisini mümin sanan bazı kimseler, herkesi mümin saymıyor. Kendi dininden, kendi mezhebinden, hatta kendi tarikatından olmayanı düşman görüyor. İktidarda kalmak, elindeki gücü kaybetmemek için her yol mubah deyip “Takiye”ye, sarılıyor. Kendisiyle birlikte bütün toplumu kandırıyor. Gerçeklerle yüzleşmediği için toplum olarak geri kalmışlığın, Batı karşısında ezilmişliğin ana kaynağının kendisi olduğunu fark edemiyor. Müslüman geçinenlerin bu yaptığının vatan severlikle bir alakası yoktur.

Kendimize karşı dürüst olmazsak Hristiyan Batı karşısında her zaman yenilmeye mahkûm oluruz. Son kalan varlıklarımızı satıp yeni borçlar bularak sorunu çözemeyiz. Bu hareket tarzı mevcut iktidarın ömrünü uzatırken, memleketin sonunu hazırlamaktan başka bir işe yaramaz. 1980’den beri benimsenen kalkınma modeli yanlış, uyanın artık.

Çözüm mü Atatürk’ün ne yaptığına bakmanız yeterli…

Osman Başıbüyük

Odatv.com

"Alıntıdır."

Ekim 02, 2019, 13:07:59
1
2019 sezonu baştan sona buğday , ayçiçeği ve çeltik yaptığım işçilikler




Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Kasım 12, 2019, 19:36:58
1
2020 sezonu yol haritamiz Tum uye arkadaslarimin konuya katkilarini bekliyoruz;
Bugday yerlerinden %25 lik bolumu arpaya ayirdim.
Misir yerlerinden %40 lik bolumu domatese ayirdim.
Ayrica misir yerlerinden 25 dekar ayirip meyve bahcesi (erik) diktim.
3 yil ust uste ayni urune destek verilmemesinden kaynaklanan kaybim yaklasik 20 bin TL.
Acikcasi bu uygulamayi cok iyi niyetli bulmuyorum. Urun para etti de biz mi dikmedik. 2 yildir destek olmamasina ragmen domates ekimini arttirdim. Kuru uzumde desteklemeye ihtiyac duymayan bir urun haline geldi son 2 yildir. Kisaca destekleri kisitlayacaginiza urune gereken degerini verin desteklemelerin tumunu de kaldirin gitsin hepside size kalsin boylelikle.
Dipnot: Gelismeler yanilmiyorsan onumuzdeki sezon erken secimi cagiristiriyor, gozunuzu karatin ekin bicin onumuzdeki sezon para kazanmamiz muhtemel gorunuyor.



Ocak 04, 2020, 20:58:57
1
Ynt: 2020 sezonu yol haritamiz
Tek yillik bitkilerde sadece Umit. Meyveler sadece, yani agac ve uzum baglarinda gecerli degil. Yoncayi bilemiyorum.
Bende öyle biliyordum hocam oyüzden sordum  teşekkür ederim biz nöbetleşe Ekim yapıyoruz ,çeltikte  sürekli aynı


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Ocak 04, 2020, 22:34:04
1
Ynt: 2020 sezonu yol haritamiz 3 yil kuraliyla vermeyeceği destekleme mgd (prim desteği bu kapsama girebilir). Yani mısır için 30-35tl.
Örn. 100da eken bir kişi için 3-3.5k göz ardı edilmeyecek bir rakam olabilir. Fakat sadece toplam tutara bakarak hareket etmek yanıltabilir.
Şahsen dekara ( verse bile zamanı belli olmayan ) 35tl için hiç kafamı bulandırmam, yoluma bakarım... Öylede yapacağım ve ekeceğim alanın 2/3'ü 3 yıl kuralına takılacak. Umurumda değil.
Destekler zamanında ve yeteri kadar verilseydi zaten tarım bu halde olmazdı.
Bu hale geldiysek verilen destek miktarının önemsiz olduğundandır.
Başkasının hesabını bilemem ama ben böyle düşünüyorum.

Ocak 05, 2020, 00:00:21
1
Ynt: 2020 sezonu yol haritamiz
2020 de seçim olmazsa, ıslak tahta olur Yakup bey.
-Tarlaları artık nadas sistemiyle ekmeye karar verdim.
-Kuru tarımda dikkatli olmak gerekiyor.
- Patates bizi üzsede ekmeye devam.
-Mercimek kararsızım ama büyük ihtimalle ekmem artık.
-Kuru fasulye devam. Bu yıl iyiydi, belki daha da iyi olucak ama ben sattım.
Münavebe, destekleme konuları sıkıntı! O kadar çok sorun varki nerden başlasak bilemedim. Hayat devam ediyor, kalıpları yıkarak!
Herkese mutlu yıllar dilerim


SM-A305F cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi
Islak tahta her zaman masada ustad. Bu yil belki dayaktan kurtuluruz diye umit ediyorum.

Ocak 05, 2020, 09:28:15
1
Ynt: 2020 sezonu yol haritamiz
Islerin tadi yok vesselam Oguzhan.
Ülkece esaslı bir dayak yiyeceğimizi düşünüyorum.
Hakettikte doğrusu.
Ekonomi bir bilim. Ciddi bir ekonomik kriz kapıda. Yarın mı ertesi gün mü patlar bilmiyorum. Ama bizim göreceğimiz kesin. Etkisinden kurtulduğumuzu görmek bize nasip olur mu onuda bilmiyorum.
Karamsarlık değil gerçekçilik bu.
Başka vesilelerle demiştim. Biz aslında Osmanlı ile övünen, cumhuriyet miraslarını satıp satıp yiyen mirasyedi ve boş bir nesil olduk ve/veya o nesle denk geldik.
Deniz bitiyor.
Bir ara Allah bu milleti sendeletir Ama düşürmez diyordum. Artık bunada inancım kalmadı. Allah bu işlere karışmıyor. Hem müdahale etse bile hangi iyi yönümüze istinaden işimizi düzeltecek... Ben kayda değer iyi bir yönümüzü göremiyorum.
Abi! Sürüneceğiz durum bu.

Ocak 05, 2020, 09:56:08
1
Ynt: 2020 sezonu yol haritamiz Bu sene kendimize 350 dönüm arpa 100 dönüm tritikale ektik. Nohut ve soğanı kaç dönüm ekeceğimiz hala belli değil.
Amcama ise 600 dönüm arpa ektik 30 dönüm soğan ekilecek.50 dönüm yem bezelyesi ,50 dönüm yulaf ektik. 40 dönüm ayçiçeği ekilecek.15 dönüm slajlık mısır ekecez. Amcamla sürümden ekime ekimden biçime tüm işleri beraber yapıyoruz sadece gelir ve giderler ayrı.
20 dönümde yonca var.

SM-J730F cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi


Ocak 08, 2020, 12:05:57
1
Ynt: 2020 sezonu yol haritamiz Her yıl olduğu gibi bayir yani sulanamayan yerler buğday, ayçiçek
Ovalar çeltik ekilecek.

Umarım çeltik için su sıkıntısı yaşamayız.

Ocak 11, 2020, 15:08:58
1
2020 endüstriyel patates ekimi Bu yil hayvanlar icin Ekimden vazgecip bahar sezonunu sozlesmeli patates ekimine dustuk. 

Burada ise hazirliktan hasada kadar olan süreci yazacagim.
 
Toplam Ekim alanı 110 dekar

Ekilecek cinsler innovator ile fontana

Simdilik 100  dekarin 80 ne 82 romork ciftligimizden temin ettigimiz gubreyi attık. Kalan 20 dekar gübre yetismedi. Hemde gübre yetistiricez diye isclikten odun vermek istemedik.

Gübreleri guzden cekmistik bu vakte kadar bekledi.






12 13 subati yerleri hazirlamakla gecirdik.

12.5 ton super 3.15 attık ardindan pulluk yapıldi. Ayaklara cizel cekildi. Discharrow cekildikten sirtlar cekildi. Bu yil ki Ekim sistemi sirta Ekim seklinde olacak


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Ocak 23, 2020, 22:25:51
1