toprakbilgi.com

Gönderen Konu: Türkiye et sorununu nasıl çözer  (Okunma sayısı 315 defa)

Çevrimdışı barbarian

Türkiye et sorununu nasıl çözer
« : Eylül 23, 2017, 22:48:02 »

Türkiye et sorununu nasıl çözer
Sığır sayısını artırmak neden çözüm değil




Türkiye, 1980 yıllardan itibaren kırmızı et açığını gidermek için sürekli olarak AB ülkeleri dahil birçok ülkeden damızlık hayvan ve karkas et ithal ediyor. İthalata son yıllarda saman bile eklendi.

Dış alım ile karkas et fiyatlarında artışı önlemek olası mı? Dilerseniz geçmişe bir bakalım?

KIRMIZI ET İTHALATININ GEÇMİŞ PERDE ARKASI NEYDİ?

Kırmızı et ve süt üretiminin artışı için özellikle 1980’li yıllardan sonra kurulan denklem: "Türkiye Hayvancılığı Eşittir = Sığırcılık + Tavukçuluk” şeklinde oldu.

Denklem böyle kurulunca, sığır ve tavuk türü öne çıkarıldı. Şirketleşmeler önerildi. Bunun nedeni şuydu; Dünya’da çok güçlü sığırcılık ve tavukçuluk lobileri, daha doğrusu küresel tekelci şirketler vardı ve bunlar damızlık dahil her türlü girdileri, Dünya Bankası’nın sağladığı desteklerle Türkiye’yi bir pazar durumuna getirmek istiyorlardı. Tekelci şirketlerin amaçları, içerideki işbirlikçileri de devreye sokularak gerçekleştirildi ve koyun ve keçi yetiştiriciliği unutuldu.

Bu doğrultuda, merkez ülkelerin denetimindeki Dünya Bankası gibi örgütler aracılığıyla “sizin süte ve kırmızı ete ihtiyacınız var” diye uzun süre ödemeli ve düşük faizlerle kaynaklar aktarıldı. Kaynak verildi, ancak “sığırlarımızı alın” dediler.


Türkiye’de başlatılan sığır ithali, günümüzde de devam ediyor. Bununla birlikte sığır yetiştiriciliğine ağırlık verilen bir hayvancılık politikası istenilen sonucu vermedi.

“Sığır ve tavuk yetiştiriciliğinin geliştirilmesi için olağanüstü destekler sağlandı” dedim. Burada yanlış anlamalara meydan vermemek için şunu söylemek gerekiyor. Elbette sığır ve tavuk yetiştiriciliğine desteklemeler gerekiyordu, ancak onlar desteklenirken koyunun ve keçinin hiç dikkate alınmaması, en azından aymazlık oldu.

Diğer yandan bu türler için önerilen üretim sistemleri ve işletme büyüklükleri de Türkiye için uygun modeller olmadı.

Nedeni şuydu:

• Türkiye tarım işletmelerinin büyük bir çoğunluğu, küçük ve orta ölçekli işletmelerdi.Bunların nerdeyse hiç desteklenmemeleri nedeniyle hayvan sayısı, özelde koyun ve keçi sayısı azaldı.

• Bu durum aynı zamanda kırsal kesimden kentlere göçü de hızlandırdı.

Türkiye, kırmızı ette havlu atmış bulunuyor. Dışarıdan sürekli sığır geliyor, karkas geliyor ve de süt tozu geliyor.

Damızlık hayvan ithalinin başında ise, sığır ve bu kapsamda gebe düve dışalımı söz konusu olmuştu.

SIĞIR DIŞ ALIMI İÇİN GEREKÇE YARATILDI

Sığırda gebe düve dışalımı, süt üretim kotasının artırılması amacıyla gündeme girdi. Bilindiği üzere;

• Süt üretim kotası, doğrudan sanayide işlenerek tüketiciye pazarlanan, bakteri sayısı ve antibiyotik kalıntısı sınırlanmış süte göre belirleniyor.

• Bu bağlamda, süt üretim kotasını artırmak için ileri sürülen üretim modeli ise 2000–3000 başlık dev işletmelerin kurulmasını şeklinde ortaya çıktı.

• Bu işletmeler yeterli sayıda kurulursa, büyük hacimlerde sanayiye süt dökülecek, bu şekilde süt üretim kotasını artırmak olası olacaktı. Bununla birlikte Türkiye’nin iç pazarında bu işletmelerin kurulmasını sağlayacak yeterli miktarda damızlık gebe yok denildi.Damızlık gebe düve dışalımı da bunun için zorunluymuş diye gündeme getirildi

Dev sığırcılık işletmelerinin kurulması girişimlerine Türkiye ve AB gerçekleri açısından bakalım;

Türkiye’deki sığırcılık işletmelerinin neredeyse yüzde 90’ında sığır sayısı 20 başın altında. İşletmelerde ortalama sığır sayısı ise 6 baş. Buradan şu ortaya çıkıyor; Birincisi, et ve süt üretimi, büyük ölçüde küçük ve orta ölçekli işletmelerden sağlanıyor. İkincisi, bu işletmeler tarımdaki işgücünün neredeyse tümünü barındırıyor.

AB’de bile, sığırcılık işletmelerinin yüzde 25’inde sığır sayısı 30–40 baş ve yüzde 30’unda da 50–99 baş arasında değişiyor. Dev işletmelerin oranı, AB’de de dikkate alınacak oranda değil.

Diğer yandan Türkiye’de sığır ıslahında akla gelen ırk Holstein ırkı oldu.Esmer ırkı ihmal edildi.Kimi zamanlarda etçi ırklar ithal edildi.Bununla birlikte etçi ırklar için de yeterli ot üretmemiz olası olmadı, çünkü Türkiye’nin ot üretme kapasitesi sınırlı idi.

KÜÇÜKBAŞ HAYVAN YETİŞTİRİCİLİĞİ BİLEREK İHMAL EDİLDİ

Koyun ve keçi ıslahı çalışmaları kitlesel düzeyde planlanamadı.

Sığır yetiştiricilerine yapılan desteklemeler koyun ve keçi yetiştiricileri için geçerli olmadı.

Bunlara ek olarak, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerinde terör eylemleri ve kaçak hayvan girişleri özellikle koyunculuğu olumsuz olarak etkiledi.

Bunların dışında kentlerdeki tüketicilerin kimileri koyun ve keçi etinden, olumsuz ancak kasıtlı söylentiler nedeniyle kaçar oldu.

Sonuçta koyun sayısı hızla azaldı. Son 20 yıl içinde 40 milyondan 30 milyonun altına geriledi. Ancak nüfus başına düşen koyun sayısı açısından rakamların karşılaştırılması gerekiyor.40 yıl önce nüfus başına 1 koyun düşerken günümüzde bu sayı 4 kişiye 1 koyun durumuna düştü.

Keçi sayısında azalma daha vahim.

Ancak bu durum, Türkiye kırmızı et tüketiminde alarm zillerinin çalmasını neden oldu. Türk halkı sağlıklı beslenmeden uzak duruma geldi. Deri ithalatında da patlamalar yaratıldı. Koyun ve keçi sütünün de azalmasıyla güzelim koyun yoğurdu ile koyun ve keçi peynirleri unutturuldu.

ET VE SÜT ÜRETİMİNİ ARTIRMAK İÇİN DOĞRU MODEL NE?

• Doğru model, kısa dönemde, özellikle küçük ve orta ölçekli işetmelerin en az AB’de olduğu üzere desteklenmesi.Nedeni şu: Yukarıda da belirtildiği üzere Türkiye tarım iletmelerinin yüzde 95 ‘i küçük ve orta ölçekli işletmelerinden oluşuyor. Bu işletmeler istihdam açısından da önemli.Hayvan varlığının azalmasının bir nedeni bunları neredeyse desteklenmemelerinden kaynaklanıyor.

• Orta ve uzun dönemde ise, Türkiye’de küçük olan işletmelerin orta ölçekli işletmeler durumuna dönüştürülmesi ve uzmanlaşmasına yönelik düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.

• Bunlar gerçekleştirilirken, yatay ve dikey örgütlenmede egemen rol, kooperatiflere ait olmalıdır. AB’de böyle olmamış mıdır? AB’de süt ve ürünlerinin işletmesinde kooperatiflerin payı yüzde 50–100 arasında değişim göstermektedir.

KOYUNCULUK VE KEÇİCİLİK NEDEN GELİŞTİRİLMELİ?

Konunun üç  önemli boyutu var.

Teknik Neden

• Hayvan yetiştiriciliğinden en önemli girdilerin başında yem gelir.Yem deyince akla ilk gelen girdi ise kaba yem, daha açık deyişle ottur.Türkiye ot fakiri bir ülkedir.Bunun nedeni Türkiye yarı-tropik bir ülke durumunda olmasıdır.Yağışı az ve düzensizdir.Mera ve otlaklarındaki otlar, seyrek, fakir ve kısa boyludur, uzun boylu  değildir.

• Mera ve otlaklarımız anılan özelliklerinden dolayı, sığır yetiştiriciliğine değil, koyun ve keçi yetiştiriciliğine uygundur.

Koyun ve keçiler, dudak yapıları nedeniyle en kısa otları bile yiyebilirler, hatta toprak altından bile ot çıkarabilirler.

Sığırlar  ise dudak  yapılarından dolayı, kısa boylu, seyrek otları değerlendiremezler.Türkiye’de sığırların ot ihtiyacı, sulu tarımla elde edilen mısır silajı ve yonca gibi yem bitkilerden karşılanır.Su da paralı olduğunda Türkiye’de otun maliyeti yüksektir.

• AB ülkelerinde ise ikliminden kaynaklanan özelliğinden dolayı her mevsim  yağış vardır ve bu durum ot üretimini sığıra uygun bir duruma getirmiştir.Dolaysıyla ot ve sığır etinin  maliyeti Türkiye’ye göre çok düşüktür. Kısaca, sığır kırmızı et fiyatlarında Türkiye’nin AB ülkeleriyle yarışması olası değildir.

• Bir diğer önemli teknik nedende, koyun ve keçinin sığıra göre  üreme güçleri daha fazladır.

Bunlar nelerdir?

• Koyun ve keçinin gebelik süresi 5 aydır, bir doğumda çok yavru verebilir.Sığırın ise gebelik süresi 9 ay 10 gündür ve doğumda ancak bir yavru verebilir.

• Koyun ve keçi bir yaşından sonra gebe kalır, bir başka deyişle üreme çağına sığırdan önce erişir.

İŞLETMECİLİK VE İSTİHDAM AÇISINDAN KÜÇÜKBAŞ HAYVAN YETİŞTİRİCİLİĞİ

Koyun ve keçi  işletmeleri genelde küçük ve orta ölçekli işletmelerdir.Bu işletmelerde  Toplam Etmen Verimliliği, sığırcılığın egemen olduğu endüstriyel işletmelerden daha yüksek bir düzeye sahiptir. Bu bağlamda, küçükbaş yetiştiriciliğinin önemi ortaya çıkıyor.Çünkü daha az sermaye  girdisi ile başta geçimlik olmak üzere piyasaya mal üretmek olası olmaktadır.

Kısaca, ne kadar büyükbaş ithal edersek edelim, kırmızı et açığını sığır türü ile karşılamamız söz konusu olamaz.

Kırmız et açığını kapamanın tek çaresi, koyun ve keçi yetiştiriciliğine dönüştür.

Dolaysıyla ülkemizin süt ve deri gibi ihtiyaçlarını karşılamak için de  küçükbaş yetiştiriciliğine önem verilmeli.

İHRACAT OLANAKLARI

Hayvansal ürün ihracatında da, balık ve bal dışında potansiyel açıdan en önemli ürünlerimiz koyun ve keçi ürünleridir. Özellikle AB ülkelerinin koyun-keçi eti ile koyun-keçi sütünden üretilmiş ürünlerde büyük açığı var. AB açığının önemli bir kesimini Yeni Zelanda, Avustralya ile yeni AB ülkeleri olan Romanya, Macaristan ve Bulgaristan’dan sağlıyor. AB’nin yıllık 250 bin ton koyun-keçi eti ithalatı yapacağı biliniyor.

Türkiye AB’nin bu ihtiyaçlarını, özellikle küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde gerekli sağlık hizmetlerini yaptığımız taktirde karşılayabilir.

Hayvansal ürün ihracatında Türkiye’nin sığır ürünleri bağlamında hiç şansı yoktur.Maliyet açısından Türkiye AB ile yukarıda değinildiği üzere yarışamaz.AB koyun ve keçi ürünleri dışında bizden 1 gr sığır ve tavuk ürünü almaz.

SONUÇ VE ÖZET

Batı ülkeleri, denetimlerindeki çokuluslu şirketler aracılığıyla (bunun tersi de doğrudur), dünyanın her köşesini, bütün kaynaklarını, doğasını ve insanlarını kullanıyor. Doymak bilmeyen bir hırs içinde, kimi zamanlar kendi aralarında çatışır gibi de yaparak, ancak özünde paylaşarak doğanın yapısını değiştiriyorlar, kirletiyorlar ve yok ediyorlar. Örneğin doğayı kirletme kotası çıkardılar, az gelişmiş ülkelerden kota alıyorlar, Londra’da borsasını bile kurdular. Bunları kimi durumlarda Uluslararası Para Fonu (UPF), Dünya Bankası (DB) ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi ekonomik örgütlerle yapıyorlar, kimi durumlarda da petrol coğrafyasını değiştirmek için savaş çıkarıyorlar, işgallerle yapıyorlar. Uygar dünya (!) Irak, Afganistan, Gazze’deki kıyımları görmezlikten geliyor.

Dış dinamiklere açık olan Türkiye’nin tarımı da bu olumsuz gelişmelerden payını aldı. Özellikle 24 Ocak 1980 ekonomik kararları ile tarımında korumacılığın kaldırılması ve desteklemelerin azaltılması sürecine sokuldu. Tarımsal KİT (Kamu İktisadi Teşebbüsleri)’ler özelleştirildi ya da kapatıldı. Tarımsal desteklemeler, girilmesi neredeyse saplantı durumuna getirilen Avrupa Birliği (AB)’nin çok daha gerisinde kaldı ya da bırakıldı. Üreticilere Tarım Yasası’nda belirtilen zorunlu desteklemelerin çok altında bir kaynak aktarıldı. Bütün bunlar, “İleride AB’de desteklemeler azaltılacak, Türkiye şimdiden hazırlık yapsın” telkinleriyle gerçekleştirildi. Yetersiz desteklemeler de Türkiye’nin yapısal özelliklerine göre gerçekleştirilmedi. Desteklemeler, tarımsal işletmelerin büyük bir çoğunluğunu oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmelerden daha çok, dev işletmelerinin yaratılması doğrultusunda ya da çok sınırlı olan büyük işletmeler lehine yapıldı.

Bütün bu uygulamaların sonucunda, Türkiye’nin buğday, kırmızı et ve diğer tarımsal üretimi, nüfus artışı hızına göre artmadı, çoğunda da mutlak gerilemeler gözlemlendi. Türkiye bir süreden beri, tarım ürünleri dış alımcısı bir ülke durumuna geldi.

Hayvan yetiştiriciliği, yukarıda da değinildiği üzere neredeyse sığır ve tavuk türü ile bütünleştirilmişti. Koyun yetiştiriciliğinin geliştirilmesi doğrultusunda ekonomi-politikalar ihmal edildi. Çünkü  dünya sığır tekellerinin elinde olağanüstü stoklar vardır.Bu stokların eritilmesi için  Türkiye’ye olduğu üzere Dünya Bankası aracılığı ile yönlendirme  yapıldı ve bu süreç devam etmektedir.İçinde bulunduğumuz  günlerde simmental ırkının et sorununa çözüm bulmak için öne çıkarılması, bu anlamda yorumlanmalıdır.

Kısaca, kırmızı et sorununa sığır sayısını artırarak çözüm bulmak, ot üretim kapasitemizin sınırlı, bu bağlamda çayır-meralarımızın yapısal özelliklerinden dolayı gerçekçi değildir.

Türkiye, koyun ve keçi yetiştiriciliğine sığıra ve tavuğa verilen önemin yüzde 10’unu verse, et, süt ve deri üretimi konularında hiçbir sorun kalmaz, önemli bir ihracatçı ülke olur.

Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı

http://odatv.com/turkiye-et-sorununu-nasil-cozer-2309171200_m.html

Çevrimiçi ydincbayram

Ynt: Türkiye et sorununu nasıl çözer
« Yanıtla #1 : Eylül 24, 2017, 14:57:20 »
Tesekkurler. Kapsamli ve gercekci bir cozum onerisi sunulmus.
Umarim duymasi gerekenler duyarlar bu cagriyi.

Çevrimdışı Demir

Ynt: Türkiye et sorununu nasıl çözer
« Yanıtla #2 : Eylül 24, 2017, 20:53:33 »
Mustafa Hoca'nın tespitleri yerinde. Türkiye'de mera alanları küçükbaş için daha elverişli.

Ayrıca bu yıllarda küçükbaş hayvancılık, büyükbaş hayvancılık yapmaktan daha karlı. En azından girdiler düşük.

Çevrimdışı Bolkar

Ynt: Türkiye et sorununu nasıl çözer
« Yanıtla #3 : Eylül 25, 2017, 16:23:39 »
Kuzu karkas et ithalat izni verilmiş.... Tarım sektöründe kendi ayağına sıkan politikalar üretmekte pek mahirler...

Çevrimiçi ydincbayram

Ynt: Türkiye et sorununu nasıl çözer
« Yanıtla #4 : Eylül 27, 2017, 13:19:10 »
Ülkemizde 14 milyon ton kaba, 5 milyon ton karma yem açığı varken, yem bitkileri destekleri yerinde sayıyor.
Resmin Orjinal Boyutu Icin Tiklayiniz

Çevrimdışı meraklı

Ynt: Türkiye et sorununu nasıl çözer
« Yanıtla #5 : Ekim 19, 2017, 07:56:43 »
eskiden köyümüzde çok büyük keçi koyun sürüleri var idi bizim köyün eskiden merası çok büyük imiş 500 1000 başlık sürüleri var mış insanların sonra orman gelmiş bütün otlaklar ve tapusus bi dünya tarla hepsi orman şimdi tabii hayvancılık ta bitti tarlalar da gitti şimdi 4 sürü keçi var köyde onlarda küçük sürüler 50 100 arasında dünya kadarda tarım araziside hep orman oldu odun dahi kesemiyoruz şimdi çam kozalaklarını yiyicez artık napalım ülkemizde tarım arazileri yetersiz neredeyse bütün tarım ürünlerini dışarıdan ithal ediyoruz ekilemeyen bi karış yer yok bunun başka anlamı yok